SURİYE TÜRKMEN TARİHİ

 

Suriyeli Türkmenler Dokuz Asırdır Suriye’de

 

 

 Dr.Muhtar Fatih 

 

TÜRKMENLER

 

 

Seyhun (Siriderya) boylarında oturan Oğuzlar arasında X. yüzyıldan itibaren İslâmiyet’in yayılması sonucu ortaya çıkan Türkmen tanımlaması, Mâverâünnehirli yerli müslümanlar tarafından İslâmiyet’e giren Oğuzlar için gayri müslim Oğuzlar’dan ayırt edilmek üzere kullanılmıştır. Türkmen adının yerlilerce “müslüman Türk” anlamında yaygınlaşması bu addaki topluluğun İslâmiyet’i kabul eden ilk Türk kavmi olmasıyla ilgilidir. Türkmen kelimesinin nereden geldiği konusunda başlıca iki görüş vardır. Bunlardan birine göre Türkmen, Türk adı ile Farsça “mân”dan (mânend) gelmiş olup “Türk’e benzer” demektir. Bîrûnî bu fikirde olduğu gibi Kâşgarlı Mahmud da Türkmen adının bu şekilde açıklanmasıyla ilgili bir hikâye anlatır. İkinci görüşe göre Türkmen, “Türkü’l-îmân”dan (ترك الإيمان) gelmektedir. Tarihçi İbn Kesîr’in ileri sürdüğü bu görüş XV. yüzyıl Osmanlı tarihçisi Mehmed Neşrî tarafından da benimsenmiştir. İbn Kesîr, Tuğrul ve Çağrı beylerin büyük bir güç ve itibar kazandığını, müslüman olan Türkler’in bunların etrafında toplandığını ve bunlara Türkü’l-îmân denildiğini, halkın Türkmen adını verdiği bu topluluğun aslını da Selçuklular’ın (Selâcika, Benî Selcûk) teşkil ettiğini kaydeder (el-Bidâye, XII, 48). Bugün ise Türkmen adının sonundaki “-men”in mübalağa eki olduğu (kocaman, azman) söylenerek “öz Türk” mânasını taşıdığı üzerinde durulmaktadır.


Türkmen adı Oğuzlar hakkında umumiyetle XI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Fakat Oğuzlar bu adı çok uzun bir zaman benimsememiştir. Müelliflerden bazıları Oğuzlar’ı tanıtmak için, “Oğuzlar Türkmenler’den bir topluluktur” şeklinde ifadeler kullanmıştır. Ancak XIII. yüzyıldan itibaren Oğuz adını taşıyan bir topluluk görülmez. Bu yüzyılda Seyhun boylarından Sakarya kıyılarına kadar uzanan çok geniş sahada yaşayan Oğuz asıllı topluluklar Türkmen adıyla anılmıştır. Bununla beraber Arapça ve Farsça kaynaklarda Türkmen tabiriyle Oğuzlar’ın kastedildiği anlaşılmaktadır. Kaynaklar Oğuzlar’ın Kınık boyuna mensup olan Selçuklular’dan Türkmen adıyla bahseder. Büyük Selçuklu Devleti’nin kuruluşundan sonra Selçuklu ailesi Türkmenler yanında çeşitli kavimlere mensup kişileri devlet hizmetine almıştır. Özellikle orduda gulâm asıllı kumandanlara görev verilmesi gibi sebeplerle dışlandıklarına inanan Türkmenler bu yüzden Selçuklu ailesinden ayrılıp çeşitli olaylara karışmıştır. Nizâmülmülk, Türkmenler’in devlete zaman zaman zorluk çıkarmalarına rağmen Selçuklular’ın kuruluşunda güçlüklere göğüs gererek büyük hizmetlerde bulunduklarını, hânedanın akrabası sayıldıklarını, bu sebeple onların her vesileyle devlet hizmetine alınıp memnun edilmeleri gerektiğini kaydeder (Siyâsetnâme, s. 132).


Türkmenler yaşadıkları coğrafyaya göre şöylece tasnif edilebilir: Seyhun Boyları. 548 (1153) yılında Horasan’da Sultan Sencer’i yenen Oğuzlar kuvvetli durumda bulundukları sırada, Mâverâünnehir’de Buhara yakınlarındaki Karagöl’den Seyhun boylarındaki Cend şehrine kadar uzanan geniş çöl bölgesinde Türkmenler (Terâkime) yurt tutmuştu. 1220’de Seyhun boylarında kümeler halindeki pek çok göçe rağmen yine de kalabalık sayıda Türkmen yaşıyordu. Moğollar, Hârizm’in fethinde yararlanmak üzere Türkmenler’den 10.000 kişilik bir kuvvet teşkil etmekle birlikte Hârizm’e giderken Türkmenler yolda isyan ettiklerinden Moğollar onlardan birçoğunu yok etti. Geri kalanlar, Seyhun boylarındaki Türkmenler’le birlikte göç ederek Merv ve Amûye (Âmül) yörelerine geldi. Moğol istilâsı yüzünden Türkmenler’in çoğu yurtlarından ayrılıp Horasan’da toplandı. 1246’da Seyhun boylarındaki Oğuzlar’ın yurtlarından geçen papanın elçisi Plano Carpini, Oğuz yurtlarını şehir, kasaba, köy ve kaleleri yıkılmış harap bir ülke olarak görmüştü. 1273’te Seyhun boylarını ziyaret eden Orta Asyalı müelliflerden Cemâl-i Karşî buraları Türkmenler’in ülkesi diye nitelendirmektedir. Karşî, Oğuz şehirlerinden Barçınlığkent’i Barçkent şeklinde kaydetmiş, burada fıkıh ve tefsir ilimlerinde uzman olan Hüsâmeddin Hâmid b. Âsım adlı bir âlimle tanışmıştı. Cend şehrini de ziyaret eden Cemâl-i Karşî evvelce büyük bir şehir olan Cend’in şimdi harap durumda bulunduğunu, bununla beraber bir ticaret merkezi özelliği taşıdığını ve çarşısında her türlü malın görüldüğünü söyler. Müellif buradaki şeyhlerden Siğnâklı Şeyh Kemâleddin’in Türkmenler arasında “Şeyh Baba” diye tanındığını ve büyük bir saygınlığı olduğunu bildirir. Cemâl-i Karşî’nin verdiği bilgiden istilâ esnasında yapılan tahribata ve büyük göçlere rağmen XIII. yüzyılın ikinci yarısının ortalarında Aşağı Seyhun bölgesinin hâlâ Oğuz ülkesi niteliğini koruduğu anlaşılır. Bu da şüphesiz Aşağı Seyhun bölgesinin Hârizm gibi İdil’in ağzında oturan Cuci hânedanının topraklarına dahil edilmesiyle yakından ilgilidir. Fakat XIV. yüzyılda Aşağı Seyhun kıyıları bir Türkmen ülkesi olma vasfını kaybetmiştir.

Hârizm. Moğol hâkimiyetinin başlaması üzerine Mangışlak ve Balhan (Balkan) Türkmenleri, İdil’in ağzında oturan Cengiz Han’ın torunu Batu Han’a bağlandı. Bu Türkmenler’e Sayın Hanlu Türkmenleri denilmesi buradan gelir. Timur’un hizmetindeki Türkmen asıllı emîrler içinde en ünlüsü Argun Şah’tır. Argun Şah, Buhara yöresinde yaşayan Türkmenler’e mensuptu. Timur Çin seferine çıkarken Semerkant’ın muhafazasına onu bırakmıştı. Argun Şah’ın oğulları da Timur’un oğlu Şâhruh’un en itibarlı emîrleri arasındaydı. Yine Timur devrinde Emîr Sadr ile bozkır hayatını yakından bilen Şeyh Dâvud’un da Türkmen asıllı oldukları bildirilir. XVI. yüzyılın başlarında Mangışlak yarımadasındaki Türkmenler’in pek çoğu Salur boyuna mensuptu. Bu Salurlar İçki (iç) Salur ve Taşkı (dış) Salur adlarıyla iki kola ayrılmıştı. İçki Salurlar adı geçen yarımadanın kıyı kesiminde, Taşkı Salurlar doğuda Hârizm’den gelen ana yol üzerindeydi. Bunun dışında Horasan’da Durun yöresinde Salur adını taşıyan oldukça kalabalık bir topluluk yaşıyor ve Mangışlak Salurları’ndan ayırt etmek için bunlara Horasan Saluru adı veriliyordu. Taşkı Salur ise Teke, Sarık ve Yomut oymakları tarafından temsil ediliyordu (bk. SALUR). Yine Mangışlak’ta Esen Eli adlı başka bir topluluk vardı. Bu topluluk başlıca Çavuldur (Çavundur/Çavdur), İgdir, Soynacılar ile diğer bazı küçük oymaklardan meydana geliyordu. Hazar denizinin doğu kıyısında ve Mangışlak’ın güneyindeki Balhan dağları yöresinde Ersarı oymağı bulunuyordu. Oymağa adını vermiş olan Ersarı Bay XIV. yüzyılda yaşamış ve Ürgençli Şeyh Şeref’e 713 (1314) yılında dinî meselelere dair Türkçe Muînü’l-mürîd adlı bir eser yazdırmıştır. Ersarı oymağının da Salur’un bir obası olduğu söylenir. Göklen denilen topluluğun ise Etrek-Gürgen çaylarının kıyılarında oturduğu tahmin edilmektedir. Göklenler Kayı, Beydili (Begtili), Bayındır gibi Oğuz boylarının kollarından meydana gelmişti. Vergilere ait rakamlar, birçok boya mensup kollardan teşekkül etmesine rağmen Göklenler’in nüfusunun Horasan Saluru ile Mangışlak’taki İçki Salur ve Taşkı Salur’dan az olduğunu gösterir. Yine aynı yüzyılda Esterâbâd sınırında yaşayan ve Safevîler’i sıkıntıya sokan Oklu (Ohlu) Türkmenleri müstakil bir topluluk halindeydi.




XVI. yüzyılın ilk yarısında Ceyhun (Amuderya) ırmağı boyunca başlıca üç topluluk oturuyordu: Adaklı Hızır Eli, Ali Eli ve Teveciler. Şecere-i Terâkime’ye göre bunlar kökleri bakımından öz Türkmen sayılmıyordu. 1575-1578 yılları arasında Ceyhun yeniden yatak değiştirerek Hazar yerine Aral gölüne dökülmeye başlayınca adı geçen üç topluluk bundan etkilendi, aynı zamanda bütün Türkmenler’in ekonomik hayatı darbe yedi. Aynı yüzyılın sonlarına doğru Etrek ve Gürgen çayları boylarında Eymür ve Salurlar da yaşıyordu. Bu oymaklara Safevî ve Yaka Türkmen’i adı verilir. Safevî Hükümdarı Şah Abbas, hem Türkmen akınlarını durdurmak hem de Esterâbâd’ın Özbekler’in eline geçmesini önlemek için Eymürler’in beyi Ali Yâr’ı han unvanı ile Esterâbâd valiliğine tayin etti. Eymürler sayıca bölgedeki Oklu ve Göklenler’den daha azdı. Bunların Mangışlak’tan yakın bir zamanda Etrek-Gürgen bölgesine geldikleri anlaşılır. XVI. yüzyılın ikinci yarısının ortalarında Emba suyu kıyılarında oturan ve kendilerine Nogay da denilen Mangıtlar’ın yaptığı akınlara dayanamayan Teke ve Yomutlar, Küçük Balhan ile Kızılarvat ortasındaki Küren dağı çevresine göç etti. 1639’da, İdil’in ağzında oturan Kalmuklar’ın akınları sonucu Mangışlak’taki diğer Türkmenler de Balhan taraflarına geldi. Böylece Mangışlak yedi asır sonra bir Türkmen yurdu olma niteliğini kaybetti. XVIII. yüzyılda Esterâbâd bölgesinde Oklular’ın yerini Salur boyundan gelen Yomutlar aldı. Bunlar Afşarlar ve Zendler ile mücadelelerinde Kaçarlar’a yardım etmekteydi. İranlı tarihçilerden birine göre Kaçar Devleti’nin kurucusu Ağa Muhammed Şah’ın annesi Yomutlar’ın başbuğu Begenç’in kızıydı. Esen Eli topluluğu Kalmuklar’a tâbi olarak Mangışlak’ta kalmıştı. Kalmuklar bunlardan bir zümreyi XVIII. yüzyılda Kuzey Kafkasya’ya göçürdü. Yaşadıkları yörenin adıyla Stavrapol Türkmenleri denilen bu Türkmenler, Orta Asya’daki Türkmenler’le münasebetlerini kesmedi ve Mahtumkulu’yu onlar da büyük şairleri saydı. Stavrapol Türkmenleri varlıklarını günümüze kadar sürdürmüştür.

XIX. yüzyılın başlarında Hîve Hanlığı’nın Kungratlar’ın eline geçmesi, Buhara Hanlığı ile İran şahlığının zayıf duruma düşmesi Türkmenler’i daha fazla bir hareket serbestliğine kavuşturdu. 1824’te Teke ve Salurlar, Hîve hanlarına ait yeni Merv’i zaptederek ellerine geçirdikleri esirleri Buhara hanına gönderdi. Tekeler tek başlarına gittikçe kuvvetlendiler. Teke başbuğu Kuşid Han, Hîve Hükümdarı Muhammed Emin Han’ı 1855’te Serahs yakınında ağır bir yenilgiye uğrattı ve Hîve hanı savaş meydanında kaldı. Kuşid Han, yeni Hîve hükümdarı Abdullah Hanı aynı âkıbete uğrattığı gibi 1860’ta toplarla mücehhez Kaçar ordusuna karşı parlak bir zafer kazandı. Fakat 1873’te Ruslar’ın Hîve Hanlığı’nı egemenlikleri altına almaları durumu değiştirdi. 1879’da Ruslar, Türkmenler’in çarın hâkimiyetini kabul etmeleri teklifini şiddetle reddetmeleri üzerine harekete geçtilerse de Göktepe’de ağır bir yenilgiye uğradılar (Eylül 1879). Fakat bu başarı uzun sürmedi, Ruslar 1881’de Türkmen elini imparatorluklarına kattılar.

Hârizm Türkmenleri’nin büyük oymakları Esen Eli (en önemli oymakları Çavdur < Çavuldur ve İgdir), Yomut (Salur’dan), Teke (Salur’dan), Salur, Sakar (Salur’dan), Emreli (>Yemreli, Salur’dan), Sarık (Salur’dan), Göklen (bazı obaları Kayı, Bayındır, Beydili) olup bunlardan altısı Oğuz Salur boyuna mensuptur; aynı zamanda nüfusları fazla olanlardır. 1819’da düzenlenen Muravyev’in listesinde Esen Eli 8000, Göklenler 40.000 çadır gösterilirlerken Salur’a mensup oymaklardan Teke’nin 50.000, Salur’un 4000, Ersarı’nın 100.000, Yomut’un 40.000, Sarık’ın 20.000, Sakar’ın 20.000 çadır olduğu bildirilmiştir. Ebülgazi Bahadır Han’ın Şecere-i Terâkime’sine göre yukarıda adları geçen Salur asıllılardan başka Yaya, Cabı, Kaltak, Burkas Eli, Azlar ve Olam Ürgençli oymakları da Salur boyundan çıkmıştır. 1819 listesindeki rakamlara göre 285.000 çadır olan bütün Türkmenler’in nüfusundan 237.000 çadırı (% 83’ü) Salur’a mensuptu. 1863 tarihli Vámbéry’nin listesine göre 196.500 çadır olan Türkmen nüfusundan 172.500 çadırını (% 87’sini) Salur boyundan çıkan oymaklar teşkil ediyordu. Ayrıca Salurlar, Anadolu’daki Türk yerleşmesinde önemli rol oynamış boylardan biridir. İran’da Selçuklular devrinde iki beylik kurdular. Salur’dan sonra Türkmenistan Türkmenleri’nin teşekkülünde Çavuldur boyu gelir. Onları Eymir ve İgdir boyları izler, bunların nüfusları 1000-2000 çadırdan fazla değildir. Göklen topluluğuna bağlı Kayı, Bayındır ve Beydili, Oğuz boylarının adlarını taşıyan obalardan her birinin nüfusu 500 çadırdır.

İran. Moğollar’ın gelmesi üzerine Horasan, Azerbaycan, Irâk-ı Acem ve Arrân’da yaşayan Türkmenler’in hepsi veya çoğu Anadolu’ya göç etti. Kaynaklarda İlhanlılar devrinde İran’da Türkmenler’in yaşadığından söz edilmez. Bu dönemde Sâve yöresinde Kalaçlar’ın (Halaç) varlığı bilinmektedir. Celâyirliler devrinde XIV. yüzyılın sonlarına doğru Arrân’da Çobanlı Türkmenleri mevcuttu. Çobanlı Türkmenleri’nin Anadolu’dan İran’a Çobanlılar tarafından getirilmiş olması muhtemeldir. Timur’un oğlu ve halefi Şâhruh Mirza, İran’ın en geniş kısmını devletinin sınırları içine almakla beraber Azerbaycan, Arrân ve Irak’ı Karakoyunlular’a bırakmak zorunda kalmıştı. Karakoyunlular, Şâhruh’un ölümünden (1447) sonra yeni başarılar kazanarak Horasan dışında bütün İran’a hâkim oldular. Karakoyunlu elini teşkil eden Sa‘dlı, Alpagut, Duharlı, Baharlı ve Ağaçeri oymakları Arrân, Azerbaycan ve Irâk-ı Acem’i de yurt tuttular. Ünlü Kaçar oymağı da Akkoyunlular devrinde Bozok (Yozgat) bölgesinden Gence’ye göç etmişti. 1469’da Karakoyunlular’ın yerini Akkoyunlular aldı. Akkoyunlular, Erzincan’ın batısından Horasan’a, Şirvan’dan Basra’ya kadar uzanıyordu. Akkoyunlular devrinde Anadolu’dan İran’a yeni oymaklar gitti. Bunlar Pürnek, Musullu, Koca Hacılu, Avşar (Afşar), Bayat gibi oymaklardı. 1501’de Akkoyunlular’ın yerine Safevîler geçti. Anadolu’dan İran’a en çok bu dönemde göçler oldu. İran’da Safevîler’den sonra iktidara gelen Avşarlılar ve Kaçarlar, Safevîler’in hizmetindeki Türkmen oymakları tarafından kurulmuştur.

Anadolu. 1071 Malazgirt Savaşı’nın ardından on yıl içinde Türkler, Adalar denizine ve Marmara’ya kadar uzanan bütün Anadolu’yu fethettiler. Fakat aynı yüzyılın sonlarında başlayan Haçlı seferleri yüzünden büyük kayıplar verdiler. İran’daki iç mücadele yüzünden desteklenmeyen Türkler, Orta Anadolu’ya çekilmek zorunda kaldı. Türkmenler, Ankara-Konya arasında toplu halde yaşayıp hem Haçlı hücumlarına hem Bizans’ın saldırılarına karşı geçilmez bir set teşkil ettiler. Bu Türkmenler’e Uç Türkmenleri adı veriliyordu. Horasan’da “diyâr-ı Rûm” denilince akla bu Uç Türkmenleri geliyordu, yani XII. yüzyılda Anadolu Uç Türkmenleri ile tanınıyordu. 1146’da Bizans’a karşı kazanılan Düzbel zaferinden sonra Türkmenler köyler kurarak ve metruk köyleri iskâna açarak yerleşmeye başladılar. Türkistan ile Anadolu arasında kurulan göç kanalıyla güçlendiler. Şehirlerde yaşayan kozmopolit halk köylerde yerleşmiş Türkmenler’e Türk diyordu. Türk adının uzun süre “köylü” anlamında kullanılması Türkmenler’in köyler kurarak yerleşmelerinden ileri gelmiştir. Moğol istilâsı yüzünden Türkistan, İran ve Arrân’dan Anadolu’ya pek çok Türk geldi. Gelenler arasında göçebe toplulukların yanında çok sayıda yerleşik halk da vardı. XIII. yüzyılın ikinci yarısının ortalarında yerleşik hayat hemen her yerde gelişti ve Türkler şehirlerde de çoğunluğu teşkil etti. Bununla birlikte hâlâ kalabalık sayıda göçebe Türkmen toplulukları bulunuyordu. Bunlardan Antalya-Denizli Türkmenleri, Kuzey Afrikalı Coğrafyacı İbn Saîd el-Mağribî’ye göre 200.000 çadıra yakındı. Kütahya-Eskişehir Türkmenleri ise 30.000 çadırdı. Bu kümenin Marmara bölgesiyle Batı Anadolu’nun iskânında rol oynadığı şüphesizdir. İbn Saîd, Kastamonu Türkmenleri’nin sayısını 100.000 çadır olarak verir. Yirmi dört Oğuz boyundan biri olan Çepniler’den kalabalık bir küme ise Sinop bölgesinde yaşıyordu. Bunlar, 1277’de Sinop’u almak isteyen Trabzon Rum imparatorunu denizde karşılayıp mağlûp ettik. Çepniler doğuya doğru ilerleyerek Ordu bölgesinde Bayramlı Beyliği’ni kurdular. Karaman Türkmenleri ise Ermenek, Mut, Silifke, Gülnar ve Anamur şehirlerini içine alan bölgede hayat sürüyordu. Malatya-Maraş bölgesinde Ağaçeriler vardı; bunlar bilhassa ormanlık kesimlerde bulunuyordu. Güneydoğu Anadolu ve Suriye Türkmenleri, Moğol baskısı yüzünden buralara gelmişlerdi. Memlük kaynaklarında bu Türkmenler’in 40.000 çadır (200.000 kişi) olduğu bildirilir. Bunlar Bozok ve Üçok adlı Oğuz ikili teşkilâtını muhafaza eden son topluluktur. XV. yüzyıl Memlük müelliflerinden Halîl b. Şâhin ez-Zâhirî 180.000 asker çıkardıklarını söyler. Bu rakam abartılı görünmekle birlikte nüfus yoğunluğuna işaret eder. Doğu Anadolu Türkmenleri de başlıca Karakoyunlular’la Akkoyunlular’dan meydana geliyordu ve XIV. yüzyılda tarih sahnesine çıkmışlardı. Ayrıca Türkiye’nin diğer bölgelerinde daha az nüfuslu Türkmen topluluklarının yaşadığı söylenebilir. Meselâ Sinop bölgesinde olduğu gibi Kelkit vadisinde de pek kalabalık bir Çepni grubu bulunuyordu. Bunlardan kuvvetli bir kol XIV. yüzyılın ikinci yarısında kuzeyde Kürtün, Giresun ve Görele arasındaki geniş yörenin fetih ve iskânında önemli rol oynadı.

Türkmenler, Batı Anadolu ve Marmara bölgeleriyle Karadeniz kıyısında Ordu ve Giresun yörelerini fethettiler. Beyliklerin birçoğu fethedilen yerlerde kuruldu. Böylece Türkmenler, Türkiye tarihinin ikinci devri olan Beylikler devrinin âdeta kurucusu olmuştur. XIV. yüzyılın ilk yarısında başlayıp XV. yüzyılın ikinci yarısının ortalarında sona eren bu dönemde Türk edebiyatı büyük gelişme gösterdiği gibi Türkçe de resmî dil haline geldi. Türkmen beylikleri içlerinden biri olan Osmanlılar tarafından ilhak edildi. Mısır, Suriye ve İran’da yazılmış eserlerde Osmanlı hânedanı Türkmen asıllı olarak anılır. Osmanlı kaynaklarında ise ailenin Oğuz elinden geldiği yaygın biçimde ifade edilir. XVI. yüzyılda Trabzon’dan İskenderun’a çekilecek bir hattın batısında kalan kısımda yerleşik hayat çok hâkim bir durumdaydı. Türkiye’nin bu kesiminde oymaklar toprağa bağlanmıştı. Onlardan pek çoğunun kışlaklarında kerpiçten ve taştan yapılmış evleri vardı. Sivas-Kırşehir arasındaki bölgede yaşayan Uluyörük adlı topluluk kışlaklarında çiftçilik yapmakta ve kethüdâlar tarafından idare edilmekteydi. Konya bölgesinde Atçeken ismi verilen oymaklar ise soylu atlar yetiştirmekle mükellef tutuldukları için çiftçilik yapmalarına izin verilmiyordu. Batı yörüklerinde umumiyetle “cemaat” adı verilen oymaklar varsa da bunların çoğunda yerleşik hayat egemendi.

XVI. yüzyılda tam anlamıyla göçebe hayatı sürdüren topluluklar Halep Türkmenleri ile Bozulus’tur. Halep Türkmenleri, Moğol baskısı üzerine XIII. yüzyılda Antep ve Suriye’ye göçen 40.000 çadırlık Türkmenler’den büyük çoğunlukla Bozok kolunun kalıntısıdır. Bu koldan önemli topluluklar daha önce Maraş, Elbistan, Malatya, Yozgat bölgelerine göç etmişler ve kalabalık gruplar halinde İran’a da gitmişlerdi. Bunlardan başka yine XVI. yüzyılda Halep Türkmenleri’nin Bozulus’ta ve Yeni İl’de de (Sivas-Kangal bölgesi) önemli kolları vardı. Halep Türkmenleri’ni teşkil eden büyük oymaklar Beydili, Bayat, Avşar, İnallı ve Harbendeli’dir. Harbendeliler bilhassa Malatya bölgesinde iskân faaliyetinde bulundular. Günümüzde Malatya bölgesindeki Türkmenler’in önemli bir kısmı Harbendeliler’in torunlarıdır. Harbendeliler’den kalabalık bir kol İran’a gitti ve bu ülkede Hudâbendeli adıyla anıldı. Onlardan bazı oymaklar Batı Anadolu’ya göçtüler ve orada Harmandalı ismini aldılar. Bu oymaklardan başka Karkın, Kızık, Acürlü, Peçenek, Dayer, Kınık, Eymür, Bahadırlı ve diğer bazı obalar da Halep Türkmenleri’ne dahildi. Halep Türkmenleri’nden başka Hama, Humus, Şam ve Trablus’ta Türkmen oymakları bulunuyordu. 40.000 çadırlık Türkmen kümesinin Üçok kolu ise Çukurova bölgesinde yurt tuttu ve toprağa bağlandı. Bozulus Türkmenleri, Doğu Anadolu’da tam göçebe yaşayışı geçiren bir topluluktur. Bunlar Mardin’in güneyindeki topraklarda kışlamakta, Erzincan-Erzurum arasındaki yerlerde yaylamakta olup üç koldan meydana gelmişlerdi: Diyarbekir Türkmenleri, Dulkadırlı ve Halep Türkmeni oymakları. Eski Akkoyunlu elinin kalıntısı olan Diyarbekir Türkmenleri’nin başlıca oymakları Tabanlı, Oğulbeyli, Musullu, Hamza Hacılı, Çavuldur (Çavundur), Dodurga, Karkın, Alpagut idi. Dulkadır oymakları da Cevid Sultan Hacılı, Köçekli, Avcı, Dodurga, Ceceli, Gündeşli, Çağırganlı, Kızılkocalı, Şam Bayatı, Karkın idi. Halep Türkmeni oymakları kolu ise Köpekli Avşarı, Gündüzli Avşarı, Harbendeli, Beydili, Acürlü, İnallı Bayat ve Karakoyunlu obalarından oluşuyordu. Sivas’ın güneyinde Mancılık, Gürün ve Hekim Hanı arasındaki yörede yaşayan oymaklar genelde Osmanlı tahrirlerinde Yeni İl Türkmenleri adıyla geçer. Bunların vergileri III. Murad’ın annesi Nurbânu’nun Üsküdar’da yaptırdığı caminin evkafına bağlanmıştı. Bundan dolayı topluluğa Üsküdar Türkmeni adı da veriliyordu. Yeni İl biri Dulkadırlı’ya, diğeri Halep Türkmenleri’ne mensup olmak üzere iki koldan meydana gelmişti. Halep Türkmenleri’ne mensup kola Yaban Eri deniliyordu. Dulkadırlı kolu ise umumiyetle çiftçilik yapıyordu. Yaban Eriler’den çoğunun Beydili boyuna mensup obalardan meydana geldiği söylenebilir.

Dulkadırlı eli başlıca Maraş, Elbistan ve Yozgat yörelerinde yurt tutmuştur. Dulkadırlı elinin Bozulus ve Yeni İl arasında kolları olduğu gibi kalabalık bir grubu da İran’a gitti. Bu kol orada Zülkadr adıyla tanındı. En büyük Dulkadır oymakları Karacali (bazı obaları: Yazır, Sevinçli, Oruç Beyli, Ulaşlı, Urcanlı, Kazancılı, Söylemezli), Dokuz Bişanlı (bazı obaları: Karkın, Hacılar, Dokuz Koyunlu, Karamanlı), Cerid (bazı obaları: Mamalı, Oruç Gazili, Kara Hasanlı), Kavurgalı, Döngeleli, Akça Koyunlu (bazı obaları: Mûsâ Hacılı-Mûsâcalı-Çalışlı), Eymür, Çimeli, İmanlı Afşarı, Çağırganlı, Gündeşli, Tecirli idi. Dulkadırlı elinin Yozgat ve komşu yörelerdeki en önemli oymakları da şunlardı: Akçalı, Kızıl Kocalı, Akça Koyunlu, Şam Bayatı, Sevgülen, Çiçekli. Dulkadırlı elinin Kadirli ve Kozan sancaklarında da kolları vardı. Sivas-Kırşehir arasındaki geniş bölgede yaşayan Uluyörükler Şarkpâre, Ortapâre ve Yüzdepâre adlı üç kola ayrılmıştı. Bu kolları teşkil eden oymaklara bölük deniliyordu. Uluyörük’ün İlhanlılar veya onların Anadolu’daki halefleri Eretnalılar zamanında oluşturulduğu anlaşılır. Bu topluluğun en önemli oymakları İlbeyli, Çepni, Ak Salur, Gerampa, Tostlu, Çungar, Ustahacılı (Ustacalu-Ustaclu), Dodurga, Turgutlu, Karakeçili, Akkoyunlu, İnallı, Çavurçu idi. Konya, Akşehir, Aksaray ve Karaman yörelerinde Türk oymakları Selçuklular devrinden beri soylu atlar yetiştiriyordu. Bunlara Atçeken oymakları deniliyordu. Aynı bölgede yaşayan oymakların bir kısmı Atçeken sayılmıyordu. Bunlardan bazıları şunlardır: Hocantılı (Orta Asya’daki Hucend şehrinden), Yapa, Çepni, Kayı, Peçenek, Tatar (Moğol), Bektaşlı, Bozkırlı, Urunguş, Hintli, Bozdoğan, Cemallı (Ürgüp), Bereketli, Yahyalı (Yavaş Karahisarı). İç İl’deki büyük oymaklar Oğuz Hanlı (Selinti ve Anamur), Bozkırlı (Taşlık Silifke), Hoca Yunuslu (Gülnar), Beydili (Gülnar), Bozdoğan (Silifke), Şamlı idi (Taşlık Silifke). Çukurova bölgesinde henüz oymak teşkilâtını muhafaza edenler Kara Îsâlı, Kusun, Kuştemir, Ulaş, Gökçeli ve Elvan boylarıdır.

XVI. yüzyıl sonlarında başlayan ve XVII. yüzyılın ilk on yılında devam eden Anadolu’daki Celâlî hareketleri Orta Anadolu köylerine felâket getirdiği gibi Uluyörük, Ankara yörükleri ve Atçekenler’in dağılmalarına da sebep oldu. Diğer toplulukların da düzeni bozuldu. Doğu Anadolu’dayaşayan Bozulus 1022’de (1613) Orta Anadolu’ya geldi. Bozulus’un bir kısmı eski yurdunda kalmıştı. Hükümet Bozulus’un geldiği yere gönderilmesini emrettiyse de bu emir hiçbir zaman uygulanmadı ve Bozulus Orta Anadolu’da yerleşti. Daha sonra bazı oymakları Batı Anadolu’ya ve Ege adalarına gittiler. Orta ve Batı Anadolu’da Türkmen adlı oymakların görülmesi Bozulus’un gelişiyle ilgilidir. Osmanlı Devleti, 1102’de (1691) Türkmen oymaklarının harap durumdaki yerlere yerleştirilmesine girişti. Dört kola ayrılan Bozulus obaları evler yaptılar ve oturak hayata geçmeye başladılar. Dânişmendli adlı büyük Türkmen oymağının Aydın ve diğer bazı yerlerde iskân edilmesi başarı ile neticelendi. Dulkadırlı eline mensup yirmi kadar oymak Çukurova’da Ayas, Berendi ve Kınık yörelerinde yerleştirildiyse de bu iskân başarılı sonuç vermedi. Çukurova’nın bilhassa doğu kısmı XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar oymaklara kışlak vazifesini görmekte devam etti. Üçüncü iskân yeri olan Halep’in kuzeyindeki Menbic yöresine İlbeyli oymağı yerleştirildi. İlbeyliler günümüzde de bu yörede oturmaktadır. Fakat Halep Türkmenleri’ne mensup olarak Hama, Humus ve Trablus çevrelerinde dağınık şekilde yaşayan oymakların Hama-Humus arasındaki harap topraklarda iskânında başarı sağlanamadı.



Osmanlı Devleti, Aneze Arapları tarafından bir kısım köyleri yıkılan, geri kalanları da haraca bağlanan Rakka bölgesini şenlendirmek için bir teşkilât kurarak Beydili’nin Halep Türkmenleri ile Yeni İl’e mensup bütün obalarını, Bozulus’un göç etmemiş kalıntısını, Halep Türkmenleri ile Yeni İl’e bağlı diğer oymakları Belih ırmağının Akçakale’den Rakka’ya kadar uzanan kıyısında yerleştirdi. Bütün bu oymaklar bir yıl sonra Anadolu’ya kaçtılarsa da çoğu tekrar iskân yerlerine gönderildi ve kaçmamaları için bazı tedbirler alındı. Devlet bu iskânda ısrarcı olmuş, Aneze urbânının hücumlarını Rakka beylerbeyiliği ve yerleştirilen oymaklarla önleyebileceğine inanmıştı. Fakat bu yöre Türkmen oymaklarının yaşamasına uygun değildi. Anezeler de Rakka yörelerinden uzaklaştırılamamıştı. Bundan dolayı Türkmenler’le urbân arasında çatışmalar çıktı. Rakka en sonunda problem çıkaran iskân dışı Türk oymakları için bir sürgün yeri haline geldi. Devletin aldığı tedbirlere rağmen Rakka ve Urfa bölgesine yerleştirilen oymaklardan çoğu ayrı ayrı zamanlarda Anadolu’ya kaçmayı başardı. Beydili obalarının ekserisi, Baraklar ve diğer bazı oymaklar XIX. yüzyıla kadar Rakka’da kaldılar, bu yüzyılda onlar da Rakka’yı terkettiler. Rakka iskânında büyük ıstırap çeken Beydililer ile Baraklar bir asırdan fazla bir zamandan beri Gaziantep yöresiyle ona komşu yörelerdeki köylerinde yaşamaktadır. XIX. yüzyılda Çukurova’da âyanların hâkim olduğu dönemde Avşar, Bozdoğan, Cerid ve Tecirli oymakları öne çıkmıştı. Fırka-i Islâhiyye’nin çalışmaları sonucu fırsat buldukça yağmalama hareketlerine girişiyordu. Tecirliler Osmaniye, Ceridler Ceyhan kazası dahilinde yerleşti. Bozdoğanlar da Kadirli ve Ceyhan kazalarında iskân edildi. Avşarlar ise Pınarbaşı, Tomarza, Sarız kazalarındaki yetmişten fazla köyde oturmaktadır.

Suriye’de Yaşayan Türkmen Oymak ve Cemâatleri Yerleşim Yerleri

Türkmenler Suriye’ye Anadolu’dan önce yerleştiler. 1060’lardan itibaren Türkmenler Suriye’ye gittiler. Büyük Selçuklu komutanlarından Atsız, Şam, Kudüs gibi yerleri fethedip, buraların hâkimi olmuştu.

1077’de Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah kardeşi Tutuş’u Suriye meliki tayin etti. Tutuş’la birlikte yeni Türkmen kitleleri Suriye’ye geldi. 12. yüzyılda Musul emiri İmadeddin Zengi, Halep emiri olunca Irak’taki Yıva Türkmenleri’ni Halep’e getirdi. Daha sonraki yıllarda da Türkmen göçü devam etti. Suriye Türkmenleri yüzyıllardan beri yaşadıkları topraklarını ve kimliklerini korumak için bugün ciddi bir mücadele veriyor. Suriye’de ilk Türkmen yerleşmesinin daha çok Halep ve Lazkiye (Bayır Bucak ) şehirleri ile bunların kuzeyindeki bölgede olmuş olduğunu görmekteyiz. Ayrıca Şam, Humus,Hama, İdlib ,Tartus, Rakka’da; güney Suriye’de Suveyda, Kuneytra’da (Golan) Daraa ve Nava bölgesi de dâhil olmak üzere diğer bölgelerde de çok sayıda bir Türk nüfusu varlığı bulunuyor.

1063 yılında Türkmenler’in Suriye’yi fethinden itibaren, 1918 yılında Osmanlı-Türk kuvvetlerinin Halep’in kuzeyine çekilişlerine kadar; 900 yıla yakın bir müddet Suriye, Türk hâkimiyetinde kalmıştır. Kuneytra’da 11.yüzyılda Atsız zamanında gelip yerleştirilen ve bugün Kuneytra Safad ve Taberiye Gölü arasındaki bölgede yerleşik olan 40.000 civarında (Golan) Türkmenleri de bulunmaktadır. Ayrıca, 93 Harbi (1877-1878) esnasında Kafkasya’nın Dağıstan ve Karaçay bölgelerinden getirilen Türkler de bu bölgeye yerleştirilmişlerdir  Sayıları 100.000 kadardır.

XVI. yüzyılda Suriye’de konar-göçer olarak yaşayan Türkmenler,Halep ve civarında Halep Beydili  Türkmenleri, Hama’da Selluriye (Salur) Türkmenleri ile Hama Bayadı, Humus’ta Salur, Avşar ve Bayındır boyuna mensup Türkmen aşiretleri yaşıyorlardı. Şam civarında da Bayatlar vardı.Lazkiye bölgesinde Bayır- Bucaklar’ında aralarında olduğu Türkmenler bulunuyordu. Lazkiye civarındaki Türkmenler genelde Üçok, Halep civarındaki Türkmenler ise Bozok boylarına mensuptular. Dolayısıyla, Salur ve Çoğun Türkmenleri, kuzeyde Halep’den başlayarak batıda Trablusşam’a, güneyde Hama, Hums ve Şam vilâyetlerine, doğuda ise Tedmür’e kadar uzanan geniş bir sahada konar-göçer olarak hayatlarını sürdürüyorlardı.Halep tahrir defterleri (Türkmen defterleri) tetkik edildiği zaman, Halep Türkmen İli’nin Beğdili (Beydili), İnallu, Köpeklü Avşarı, Gündüzlü Avşarı, Beyliklü (Beğlik Avşarı), İlbeyli,Harbendelü, Bayad ve Peçenek-Şah Meleklü olmak üzere 8 tâifeden32 ve çok sayıda müstakil cemâatlerden33 meydana geldiği görülmektedir. Bu müstakil cemâatlerin bazıları (meselâ, Eymîr, Döğer, Karkın, Kınık ve Kızık, Acürlü, Dayer, Bahadırlu gibi aşiret grupları da vardı. ), geçmişte birer Oğuz boyunu teşkil eden ve XVI. asırda Halep Türkmenleri arasında yer alan büyük teşekküllerdi.

Halep Türkmen cemaatlerinin hepsi Halep sancağında belirli bir yerde yaşamıyorlardı. Bunlar konar göçer oldukları için mevsimden mevsime yerlerini değiştirirlerdi. Halep Türkmenlerinin bir kısmı Halep sancağının doğu taraflarına, birkısmı da Şam, Antep, Birecik, A’zâz, Hamâ, Sürûc, Râvendân, Menbiç, Rum-kal’a, Gündüzlü, Bakrâs, Behisni, Kınık ve Malatya’ya kadar yayılmışlardı. Hatta doğuda başta Diyarbakır bölgesi olmak üzere, Mardin’in güneyindeki Deyr-i Zor’a kadar uzanan çöl bölgesi ile Erzurum’a bağlı muhtelif yerlerde sakin olan Boz-ulus Türkmenleri arasında dahi Halep Türkmenlerine rastlanıyordu.

Şam Türkmenleri  Şam sancağında da çok sayıda Türkmen vardı. Bu sancağa ait tahrir defterlerinde kayıtlı bulunan Şam Türkmenleri, Kanuni zamanında 25, 1569/70 yılında 28 ve 1596/97 yılında da 30 cemaatten müteşekkildi. Şam Türkmenlerinin toplam vergi nüfusu ise Kanuni zamanında 1.410 hane, 71 mücerred, 29 imam; 1569/70’de 1.621 hane, 136 mücerred; 1596/97 yılında da 1.693 hane ve 161 mücerredden ibaretti. Söz konusu defterlerde Şam sancağındaki Türkmenlerin hangi bölgelerde yaşadıkları zikredilmemiştir. Fakat, buradaki Türkmenler arasında Bayad, Döğer, Kızık ve İnallu gibi önemli Türkmen kabilelerine mensup cemâatlerin de olduğu görülmektedir.

Salur ve Çoğun Türkmenleri Suriye’de yaşayan Salur ve Çoğun Türkmenleri Oğuzlar’ın Üç-Ok koluna mensup olup, muhtemelen Çukurova bölgesine göç etmiş olan asıl zümrenin kalıntılarıydı.

1519’da Trablus sancağında Hısnü’l-Ekrâd kazasına tâbi olarak 20 hane vergi nüfuslu küçük bir Salur şubesi bulunuyordu.36 Bundan sonraki dönemlerde, Salur tâifesine bağlı muhtelif cemâatlerin olduğu ve bunların idarî bakımdan önce Hama’ya, 1570/71’de ise Hums’a tâbi oldukları anlaşılmaktadır. Çoğun Türkmenlerine gelince; bunlar idarî bakımdan 1570/71 yılına kadar Trablusşam sancağına, bu zamandan itibaren de Hums sancağına tâbi idiler. Salur Türkmeninden olan cemâatlerin isim ve vergi nüfusları aşağıdaki Tablo-5’te verilmiş olup,37 söz konusu tâifenin 1526/27’de 20, 1547-52’de 41 ve 1570/71’de de 39 cemâati vardı. Salur Türkmen tâifesini oluşturan grupların birçoğu, farklı bölgelerde bulunmaları sebebiyle birkaç kola ayrılmışlardı.Bunlar, aynı zamanda, Salur tâifesinin nüfus bakımından en kalabalık cemâatleri olup, tâifenin diğer önemli cemâatleri ise Beğiş Hacılu, İl-Basanlu, Kara Ahmedlü ve Süleymanlu idi.Suriye bölgesinde yaşayan bir başka önemli grup da Hama Bayadı idi. XVI. yüzyılın son çeyreğine kadar müstakil bir cemâat olarak varlığını sürdüren bu grup, 1570/71’de Salur tâifesi çatısı altında yer alıyordu ve idarî bakımdan, onlarla birlikte, Hums sancağına bağlı bulunuyordu. Yine, 1526/27 tahririnde vergileri Hama Bayadı ile birlikte yazılmış olan Çalışlu adlı cemâatin de müstakil olduğu; fakat, sonraki yıllarda Salur tâifesine dahil edildiği anlaşılmaktadır.Salur tâifesine nazaran daha az sayıda cemâati olan Çoğun tâifesinin 1519’da 10, sonraki senelerde ise 12 cemâati vardı . Fakat, Çoğun Türkmenleri hakkında tahrir defterleri haricindeki kaynaklarda pek fazla bilgi bulunmamaktadır. Faruk Sümer, bunların sadece isimlerinden ve yaşadıkları bölgelerden bahsediyor ki, bu bilgiler de yine tahrir defterlerine dayanmaktadır. Bu tâifesinin nüfus bakımından önemli olanları Hızırlu (Hızır Hacılu), Said oğlu İsa, Eşkâflu, Yakubcalu, Köselü, Güneşli, Yahyalu ve Köse İsmail cemâatleri olup, bunların, Salur tâifesinde olduğu gibi, başka bölgelerde yaşayan kolları yoktu. 1570/71’de Köselü isimli iki cemâatin olduğu görülüyorsa da bunların biri (nüfusça kalabalık olanı) aslında Köse İsmail cemâatidir.Tahrir defterlerinde verilen bilgilerden anlaşıldığına göre, Salur Türkmenleri XVI. yüzyılda Şam, Trablusşam, Haleb ve Hums bölgeleri ile neresi olduğu tam olarak açıklanmayan Suriye’nin doğusundaki vilâyetlerde yaşıyorlardı. Çoğun Türkmenleri ise kışın Tedmür tarafındaki vahalarda, yazın da Trablusşam ve Hums taraflarındaki yaylaklarda olurlardı. Hatta bu kabileden olan bir kısım cemâatler Antakya taraflarına giderek oralarda yerleşmişlerdi.

TürkmenLERİN ZORUNLU İSKaNIN NEDENLERİ
            Prof.Dr.Cengiz Orhonlu 1691-1699 yılları arasında konar-göçer halkın hükümet tarafından iskan edilme sebeblerini şöyle açıklar:
          1.Konar-göçer ahalinin merkeziyetçi bir devlet nizamı ile bağdaşmayan hayat tarzları yüzünden yerli halka büyük zararlar vermelerini sona erdirmek...
          2.Harap ve boş yerleri imar etmek ve yeniden ziraate açmak...
          3.Diğer şakavet unsurlarına ve daha büyük zararlar meydana getiren göçebe gruplara karşı yerli ahaliyi, ekili topraklarını ve hayvanlarını muhafaza (etmek).
          Göçerler yaylak-kışlak mahalleri arasında gidiş geliş esnasında ekili toprakları hayvanlarına çiğnetip mahsülleri yedirmeleri devamlı tekerrür etmekte; köyler ve kasabaları tahrip etmekteydiler. Çoban ile saban arasında bir mücadele diyebileceğimiz bu  göçebe hareketi; seyyar kütlelerin tahribkar zaferleriyle sonuçlanmaktaydı. Devlet bu durumu sona erdirmek için; 11 Ocak 1691’den itibaren çeşitli ferman, hüccet ve emirler yayınlar. Bu kararların özeti şudur:
             1.Harap ve boş yerlerin yeniden imari ve ziraate açılması ve kaybedilmiş zirai gelirin kazanılması.
             2.Oymakları konar-göçer hayattan (Türkmanlık’tan) çıkarıp yerleşik hayata intibak ettirmek.
             3.İç emniyet bakımından güneyde, özellikle kuzey Suriye’ye doğru baskı yapan Aneze ve Şammar gibi Arap kabilelerin istilalarına karşı adeta bir muhafaza kuvveti sıfatıyla inzibat işlerinde kullanmak.       
            Prof.Dr.C.Orhonlu harita ve aratırmasıyla ;  Ahmet Refik’de belgeleriyle : Beğ-dili boyu bütün obaları ile birlikte 1691 yılında Ağça-Kale’den Rakk’ya varıncaya kadar olan yerlerede, Belih Çayı kıyısında iskan olmak üzere emir aldı. Derken, Prof.Dr. Yusuf Halaçoğlu; 1704 yılına kadar Beydilli Türkmenlerinin Rakka’ya iskan edilmek üzere sevk edildiğini ve bu yolda emr-i şerif verildiği görülmektedir, demektedir. “Aşiret İskan Defteri”ninde 1693 yılından 1752 yıllarına  değin zorunlu iskan devam ettiği anlaşılmaktadır.
OZANLARIN DİLİNDEN BEĞDİLİ
            Prof.Dr.F.Sümer şöyle demektedir: Böylece Beğ-Dili’nin güzel günleri sona ermiş, acı ve hüzünlü günleri başlamıştı. Rakka’ya iskanları emredilen Beğdili obaları halep Türkmenleri arasındaki, o zamana kadar başka yerlerde yerleşmemiş obalar ile Yeni-İl’deki bütün obalar idi... Hepsi 3200 vergi evi ediyor.. Bir çoğu  da çok sevdikleri Urum’a kaçmışlardır. Beğdil Boyunun beği Firuz Bey ise İran’a kaçar.
         Firuz Bey için yazılan bir şiirde Alevilik’deki “Durna” kuşu ile “Semah” ritüeli yer alır:  
“Seherde avazınn bağrımı deler
Durnanın kanadı köz gibi yanar
Kaldırmış kanadın yavru baş sanar
Firuz Beğ Acem’e gitti durnalar.
Çağrışı çağrışı yayladan inin
İnin Ayn-Elize bir semah dönün
Beğden izin oldu koruya konun
Firuz Beğ Acem’e gitti durnalar.
          Rakka’dan kaçanlar şiddetle takip olunarak tekrar çölleredeki iskan yerlerine getirilirler. Diğer Türkmen oymakları zamanla birer birer fırsat bulup iskan yerlerinden kaçtılar ise de  kalabalık ve boy tesanüdünü muhafaza eden Beğ-Dililer Rakka’da kaldılar. İskanın icrasına Kadı-zade Hüseyin Paşa başlamış ve Yusuf Paşa tamamlamıştır.(34) Taşdemir adlı ozan şiirinin bir kıtasında Yusuf Paşa için şöyle der:
 
“Kadı-Oğlu Yusuf Paşa gelende,
Yalan dünya benim derdi Beğ-Dili,
Seksen bin evle Rakka’ya iskan olanda
Tayı, Muvali’yi kırdı Beğ-Dili.
TAŞDEMİR’im de söyler özünden,
Methedelim Beğ-Dili’nin yazından,
Ala Bucak Kettele’nin düzünden,
Hamed ‘in sancağını bastı Beğ-Dili.”
Rakka’da iskan olan Türkmenler’in Arap ve Kürt aşiretleriyle savaşlarını anlatan aşaığdaki şiir çok anlamlıdır.
Rakka çöllerinden gelen gaziler
Rakka’nın gonca gülü soldu mu?
Yeniden bir haber duydum oradan
Cerid Bekir öldü derler öldü mü?
 
Cerid Bekir öldü ise kırıldı kilit
Yolumuza çöktü bir kara bulut
Kürdülü Kerim’le Bayındır Halit
Kolu bağlı cellatlara vardı mı?
 
Kul Sadun’um der ki bulamadık vefa
Hükmümüz geçerli şol Kaf’tan Kaf’a
Ulaşlu oğlu Hacı Mustafa
Alayları bölük bölük böldü mü ?

Türkmen SÜRGÜN BÖLGESİ: RAKKA       
              Osmanlılar’ın Türkmenleri sürgün ettikleri RAKKA bölgesi neresidir? Rakka Eyaleti, Beydili boyunun sürgün yeridir. Ruha Eyaleti olarakta bilinen Rakka bölgesi 1516 yılında Osmanlı ülkesine katılır. Diyarbakır ile halep eyaletleri arasınada kalan bölge merkezi Urfa olmak üzere 6 Sancaktan oluşan Rakka Beylerbeyliği de 37 Zeamat ve 616 tımar vardı. Osmanlı yönetimi bu bölge için özel iskan politikası uygulayarak Beydili ve Bozulus Türkmenlerini Fırat Irmağı boyunca yerleştirme girişimleri başarsız oldu. Göçebe Türkmenlerin düzenleri bozuldu. Türkmenlere Arap Aşiretleri eşkıyası saldırıları da istikrarı bozunca 18. yüzyıl karışıklıklar giderek arttı.19 Yüzyılda meydana gelen ayaklanmalar ile Mısır Hidivi İbrahim Paşa’nın bölgeyi alması sonucu; Türkmen Aşiretler yöreden çekildiler. 1840’da bölge tekrar Osmanlılara geçince Rakka Eyaleti kaldırılarak Urfa, halep’e bağlı bir sancak oldu.         
             Ahmet Refik, Anadolu’dan Türk Aşiretleri’nin 966/1559 ile 1200/1786 döneminde Rakka çöllerine ve diğer yerler sürgünleriyle ilgili yayınladığı Osmanlı belgeleri, kan ve zülüm kokmaktadır ve bu durum içler acısı bir uygulamadır. Ankara’dan Giresun Keşap’a kadar ki bölge 16. ve 18. yüzyılda Oğuz Türkmen aşiretleri’nin yaşadığı bir coğrafyadır. Osmanlı yönetimi 400 yıl bu bölgede şiddet ve zülüm uygular.Çeşitli boylara mensup bu Türkmenler yerlerinden yurtlarından edilerek, yerlerine Doğu ve Güneydoğu’dan getirilen Sünni Kürt aşiretleri yerleştirilir. Gönderildikleri yerlerden kaçan Türk Aşiretleri eski yurtlarına dönerek Orman içlerinde ve dağlık yörelerde yaşamışlardır. Konya, Ankara, Kırıkkale, Kırşehir, Çorum, Amasya, Tokat, Yozgat, Sivas bölgesinden sürgün edilerek zorla iskana tabi tutulan Türkmenlerin hepsi Kızılbaş Aşiretleridir. Bunların çoğu Rakka gibi sürgün yerlerinden kaçarak Kürt yörelerine sığınmışlar ve süreç içinde Kürtleşmişlerdir. Keskin’de bulunan Hasan Dede Ocağı , yine aynı yörede Haydar Baba (Haydari Sultan) Ocağı ve Koçu Baba Ocağı dönemin  Beydili Boyu Türkmenleri’nin inanç merkezleridir. Hasan Dede Ocağı talipleri Beydilli aşiretinin Kuyumcu, Köçekli, Gündeşli obalarıdır.  
 
             Yunus Koçak, “Hasan Dede” adlı eserinde bu durumu ortaya koymaktadır. Koçu Baba evlatlarından İbrahim Ulusoy’un bize anlatımları bu dönemde ki olayları aydınlatmaktadır. Yeni İl (Sivas) Bölgesinden de Beydili Kızılbaş oymakları ile diğer Türkmen Kızılbaş aşiretleri Rakka’ya sürgüne gönderilmiştir. Amasya-Tokat-Yozgat-Sivas bölgesinde Beydili Boyunun önemli Kızılbaş aşiretinden olan Sıraçlar da iskana zorlandığı için 16.yy. başlarından 19. yüz yıl sonlarına kadar Osmanlılarla sürekli çekişme içinde olmuşlardır. Sıraç Aşiretleri’nin dini ve siyasi lideri Kurtoğlu Veli Baba 1864 yılında Hakk’a yürüyünce yerine eşi Anabacı Sultan Anşa (Ayşe) Bacı geçer.  Anşa Bacı’ yı “Kızılbaşlık Propagandası “ yapıyor diye  mutasarrıf  olarak görev yapan Kazova’da Haruk çiftliği sahibi Bekir Sami Paşa’ ya şikayet ederler.  16 Şevval 1311 (10 Nisan 1894) tarihinde durum bir raporla Ankara Valisi Mehmet Memduh  tarafından Padişah Sultan Abdülhamit’e  “Kızılbaş Aleviler” olduklarını ve “siyasi bir mesele ihdas edebilecekleri”ni bildirilir. Bu İstihbarat Raporuna Kitabında yer veren Enver Behnan Şapolyo; “Memduh Paşa’nın bu raporundan anlaşıldığına göre, Kızılbaşları tetkik edip anlayamanıştır. Öz Türk olan bu halkı Padişaha zararlı bir unsur, İslamiyet’ten ayrılmış bir zümre olarak göstermektedir.” Demekte ve Hubyarlı (Sarac)  Beydili boyundan olduğu belirtilmektedir.
           Anşa Bacı altı çocuğu ve ileri gelen akrabaları ile önce Tokat’ta sorulanır. Samsun’ dan gemiyle İstanbul’a getirilirler. Orada tekrar soruşturmaya tabi tutulurlar. Soruşturma esnasında  Anşa Bacı’ın talibi ve Çakmak köylü olan Tersane Komutanı Osman Paşa, Anşa Bacı’ya yardım eder. Soruşturma neticelenir , Padişah II.Abdülhamit’in emriyle Anşa Bacı ve oğulları ve damadı Köseoğlu İbrahim, Suriye’nin Şam kentine sürgüne gönderilirler. Anşa Bacı yanındakilerle beraber üç yıl zorunlu olarak Şam da sürgünde tutulmuştur. Bu üç yıl içerisinde Kerbela’yı Necef’i ziyaret etmişlerdir. Sürgün cezaları bitip Tokat-Zile – Acısu Köyü’nün yolunu tutan Anşa Bacı ve yanındakilerin geleceği haberini duyan binlerce kişi Anşa Bacı yı Amasya’da karşılamışlar ve kalabalık bir halk kitlesiyle Anşa Bacı ve evlatları Acısu Köyü’ne dönmüşlerdir. Anşa Bacı’nın yaşadığı bu sürgün hayatı ve işkence dönemi mazlumun yanında yer alan Alevi kitlesini daha çok etkilemiş ve Anşa Bacı’nın etkinliği ve sevenleri daha çok artmıştır. Anşa Bacı çocuklarının da küçük yaşta olması sebebiyle Aşiretin başına geçmiş ve Acısu Köyü’nde bulunan Hubyar Ocağına tabi  posta oturmuştur. Bugün Anşa Bacı Ocağı ve Cemevi; Beydili Sıraç Aşireti’in inanç merkezidir.      
             Birinci Dünya Harbi’nde Beydili-Sıraç topluluklarından oluşan Redif Taburu, 1913 yılında Rus Cepesine savaşa gitmiş, mütareke sonrası sancaktar İsmail Çavuş; tabur Sancağın getirerek Hubyar Sultan Türbesi’nin üzerine örtmüştür. Ayetelkürsü işlemeli ve üzerinde “Koçhisar Redif Taburu’nun Yadigarıdır 1331” yazılı yeşil sancak halen türbededir.  Kurtuluş savaşında maddi ve ayni destek veren Sıraç toplulukları Atatürk’ü fiilen desteklemişler ve bu günde onun düşünceleri doğrultusunda gitmektedirler.
RAKKA’DA OSMANLI YÖNETİMİNDEN BİR KISSA   
            Gaziantep bölgesinde yerel araştırma yapan Cuma Karataş, Kitabında şu söylenceye yer verir: “Abbas Paşa, Urfa valisidir. Göçebe Türkmenler  de Rakka ve Colap’ta yerleştirilmiş, tarımla uğraşmaktadırlar. Topraklar devletindir. Her köyde devletin bir görevlisi bulunmaktadır, tarım işlerini kontrol etsin diye. Bunlara “Şahna” denilmektedir, seksen şahna görevlendirilir her yıl. Bu şahnalardan biri bir Türkmen kızını beğenir. Daha sonra bu kızın güzelliğini Abbas Paşa’ya anlatır. Abbas Paşa kızın babasını yanına çağırır, ondan kızını kendisine eş olması için ister. Kızın babası tek başına karar veremeyeceğini, aşiretine danışması gerektiğini bildirerek süre ister, köyüne döner. Kızın babası aşiretin ileri gelenleri ile ve diğer aşiretlerle görüşür, bilgi alışverişinde bulunur. Sonunda kızı Abbas Paşa’ya vermeye karar verirler. Anacak bu kararlarını gizli tutarlar. Harman zamanı ürünlerini samandan ayıkladıktan sonra, tüm Türkmenler kendi aralarında anlaşır, seksen şahnayı birden harmanların içine atarak yakarlar. Eşyalarını toplayıp Colap’tan kaçaralar. Fırat’ı geçip bu günkü yaşadıkları alanlara yerleşirler.”    
          Osmanlı, Rakka’daki Türkmenleri cezalandırmak için Abbas Paşa’yı görevlendirmiştir. Abbas Paşa’ın İskenderun’dan karaya çıkıp bölgeye gelişini Dadaloğlu şu deyişi ile anlatır:
“İskeleden kaktı ol Abbas Paşa,
Kızılı, boranlı dağ var önünde,
Elbeyli beylerin at başı çekmez,
Çevrilip konacak yer var önünde.
 
İlleride Osman Bey, zorbalar başı,
Aşireti var, çıplak eder savaşı,
Keser kelleler, basar üleşi,
Kartallar dönecek  yer var önünde,
 
Küçük Ali Oğlu da, haykırır kakar,
Düşmanı görünce, belini büker,
Çimbulat kılıçla demir bent söker,
Omuzu kalkanlı er var önünde.
 
DADALOĞLU der; ordan geçerse,
Elbeyli Türk’ünden yolun açarsa,
Akan kanlı Murat köpük saçarsa,
Seyit Battal gibi er var önünde.
OSMANLI BELGELERİNDE SÜRGÜN TUTANAKLARI
             Beğdili Aşireti başta olmak üzere, her boydan Türkmen obaları Rakka’ya zorla sürgün edilerek o bölgeye iskan edilmeye çalışılır. Aşağıda  vereceğimiz belgelerdende anlaşılacağı gibi Türkmenler Rakka’dan firar ederek ya eski bölgelerine ya da Anadolu’nu içlerindeki dağlık yörelere sığınırlar. Canik, Munzur ve Toros dağları ile uzantıları “kaçkuncu” Türkmenlerin yurtları olur. Ya da C.Orhonlu’nun belirtiği gibi “İskandan kaçanlar Anadolu yakasında bulunan şehir ve kasabalara iltica etmişler evkaf, has, tımar, zeamat topraklarına, ayni zamanda çiftliklere ve diğer oymaklar arasına gizlenmişlerdi”  Bunun nedeni de “Arap aşiretlerinin baskılarına karşı Türk oymaklarının mücadelesinin yönetimce şiddetle cezalandırmasından kaynaklanmaktadır. Bu cezalandırma yöntemleri Türkülerde canlı olarak görülmektedir”  Bayındır, ve Döğer Boyu oymakları ve obaları ile Bozkoyunlu cemaati, Beğdili Boyuna tabi olarak Rakka’da iskan edilirler. Sonrası içinde Ceved Türkay, Osmanlı belgelerinden şunları yazmaktadır:
            “Bayındır Cemaati, Beğdil Aşiretine tabidir. Rakka iskanından Bayındır Türkmanı Cemaatının yaylakları, Sivas civarında Tonos (Tenos) ve Kangal nahiyelerinde vaki Ulaş nam Karye ile Kangal Karyesinin mabeyninde olan Deliktaş ma’beri idi”... “Beğdili Aşiretine tabi olan Bozkoyunlu Cemaati, Konya ve öte caniblerinde yiğirmi kadar evleriyle olurlar ve on kadar evleri Aksaray Sancağında Beğdik Türkman içinde Balam Halil ve gayrileri yanlarında olurlar deyü tahrir olunmuş”... “Döğerli Cemaati, 150 hane olub, Beğdili Aşiretine tabidir. Cemaat-i mezbure, 1140 senesinde Rakka Beğlerbeği Süleyman Paşa zamanında bilkülliyye firar ve mahall-i iskanlarında bir evleri kalmayub, bizler Alacahan’a muhafazacı yazıldık derler imiş. Kendüleri muhafazıcı değil, bir iki sene kalırlar ise, ol etrafın harab ve yebab olmasına dahi sebeb olub, bunların anasıl Beğdili Türkmanı eşkıyasıdan olup, bunların teaddisi sebebiyle  ebna-i sebil bilkülliyye munhatı-olub ve Beğdili Türkmanı’nın ekseri yanlarına tecemmu’edecekleri bi iştibah’dır deyü tahrir olunmuş”... Avşar ve Bozulus topluluklarına ilişkin ise: “Avşar-ı Recepli Cemaatı, mukaddema Rakka’ya iskan olunmuşlardır. Mahall-i iskanda elli kadar evleri vardır. Cemaat-ı Mezbüreden Beğler ve Torunlar ve reayaden ikiyüz kadar evleri, mukaddema gidüb bindokuzyüzyirmibeş kuruş beher sene Rakka tarafına mal verirler idi. Binyüzkırk senesinde Süleyman Paşa zamanında kırk kadar evleri firar ve hala mahall-i iskanlarında elli kadar evleri kalmıştır deyu tahrir olunmuş. Afşar-ı mezbür, Rakka’ya iskanı ferman olunub Zîr’e kaydolmuştur”...  “Bab-ı Altun Cemaatı, Bozulus Aşiretine tabi olub, yiğirmibeş hanedir. Cemaat-ı mezbür, Kadızade Hüseyin Paşa (1140 senesinde Rakka Beğlerbeği) zamanında îva ve iskan  ve istikrar olunup ve zer’ve hars ile meşgul iken, bazı avarız ve havadis zuHuriyle ekseri fırsat bulup, Rum tarafına ve Bozok caniblerine firar edüb ve gerü kalan evleri dahi, evvel giden evlerimiz gelmedi deyü birer beşer fırsat bulup, firar edüb, hala mahall-i iskanda bir evleri yoktur. Elyevm cümlesi Keskin ve Bozok ve Kırşehir ve Çiçekdağı taraflarında olurlar deyü tahrir olunmuş”... “Bozulus Aşiretine tabi olan Harmandalı Cemaatı, 60 Hanedir.
    Cemaat-ı mezbürenin bir miktarı 1120 senesinde firar edüb, badehü Yusuf Paşa irca’ve Rum’a firarileri ahara malikane olunmuş deyu, mahall-i iskanda olanlar dahi üçer beşer firar etmek üzerdir. Hala mahall-i iskanlarında yiğirmi kadar evleri ancak kalmışdır. Elyevm Rum tarafınad olanlar, Bozok’da ve Salarlı ve Mamalı ve Pehlüvanlı içlerinde olurlar”... “Kabağılı Tokuzu Cemaatı, Hacıayvadoğlu Aşiretinden olub, 150 hanedir. Cemaat-ı Mezbürenin bir miktarı 1126 senesinde firar edüb, baki kalan yüz kadar evleri dahi Süleyman Paşa (Rakka Beğlerbeği) zamanında bilkülliyye firar ve badehû Vezir Ahmet Paşa zamanında bir miktar evleri, mahalli iskana gelüb, nehr-i Fırat’ı geçirmeyüp, Birecik nahiyesinde.. nam karyede ikamet etdirüb, hîn-i azlinde Kedhüdası Mehmed Kethüda maan götürüb, hala cümlesi, Antakya kurbünde ve Gavurdağı tarafında olurlar; deyu tahrir olunmuş”... “Karakocalı Cemaatı, 35 hane olub, Beğdili Aşiretine tabidir. Cemaat-ı mezbür, Konar-Göçer Yörükandan olub, ezkadim Biga ve Çan kazalarında yaylayub, İnegöl ve Tuzla ve Bayramiç Kazalarında kışlarlardı. Cemaat-i Mezbüre, yüzkırk senesi Süleyman Paşa zamanında bil külliyye evleriyle mahall-i iskanlarından huruc ve Rum tarafına firar ve hala Kangal Kazası dahilinde Alacahan tarafında olurlar. Bizler, Kangal Cami’i evkafındanuz, Alachan’a muhafazacı tayın olunduk, derler imiş. Cemaat-ı mezbüre, iki kabile olub, bir kabilesi cami-i mezbür vakfı ve bir kabilesi dahi otuzbeş senedir mahall-i iskanda olurlar. Mezbürlar, aslında hırsız ve haramzade olub, ol tarafda kalur ise, ol etrafın dahi harabına bais olurlar deyu tahrir olunmuş”...      
       “Küçüklü Cemaatı, Bozulus Aşiretindendir. 150 hane olub, üçyüz guruş zamla Yeni İl mukataasına ilhak olunmuşdur. Küçüklü Cemaatı, Kadızade Hüseyin Paşa zamanında iva ve iskan ve istikrar olunub ve zer’ve hars ile meşgul iken, bazı avarız ve havadis zuHuriyle ekseri fırsat bulub, Rum tarafına ve Bozok caniblerine firar edüb ve gerü kalan evleri dahi evvel giden evlerimiz gelmei deyü birer beşer fırsat bulub, firar edüb, hala mahall-i iskanda bir evleri yoktur, elyevm cümlesi Keskin ve Bozok ve Kırşehri ve Çiçekdağı tarafında  olurlar, deyu tahrir olunmuş. Küçüklü Cemaatı, Gencelübayadı (Gençlü Bayad) demekle marufdur”... “Bozulus Aşiretinden olan Cemaat-ı Silsüpür Ceridi, 250 haneden ibaret olup, malına 450 guruş zamla Yeni İl mukataatına ilhak olunmağla, kırkaltı mukataasına kayd olunmuştur. Cemaat-ı mezküre, Kadızade Hüseyin Paşa zamanında iva ve iskan ve istikrar olunub ve zer’ve hars ile meşgul iken, bazı avarız ve havadis zuHuriyle, ekserisi fırsat bulub, Rum tarafına ve Bozok caniblerine firar edüb ve geru kalan evleri dahi evvel gidenlerimiz gelmedi deyu, birer beşer fırsat bulub, firar edüb hala makall-i iskanda bir evleri yoktur; elyevm cümlesi Keskin Ve Bozok ve Kırşehri ve Çicekdağı taraflarında olurlar, deyu tahrir olunmuş.”         
     F.Sümer, “Bu iskanda en büyük ızdırabı Beğ-Dili boyu çekti” demektedir. Enaz bu boy kadarda; 13. yüz yılda Orta-Asya’dan Anadolu’ya gelen Bayat boyundan olan Barak obalarıda Rakka’ya iskan esnasında eza-cefa cekmiş, zülüm görmüştür. Bu İskanla ilgili Dedemoğlu şu deyişi söyler:
Çıktık Horasan’dan sökün eyledik
Düşürdüler bizi tozlu yollara
Omuzlarda parlıyor uzun şelveler
Aşırdılar bizi karlı dağlara
 
Bölük bölük oldu yüklendi göçler
Atlaydı yaşlılar yayadı gençler
Başımıza geldi olmadı işler
Düşürdüler bizi görülmedik ellere
 
Gehi konduk gehi göçtük yollardan
Bilip bilmediğim yaban ellerden
Kerbela çölünden ıssız dağlardan
Bizden sonra bir ad kalsın dillere
 
Oradan geçirdi sürdü Colab’a
Seksen dört bin hane gelmez hesaba
Deve koyun insan çoktur kalaba
Susuz hayvan inileşir çöllerde
 
DEDEMOĞLU der ki aşkın bağından
Aşırdılar bizi Yozgat dağından
Anadolu Sivas şehri sağından
Göçtüğümüz destan olsun dillere.
 
 Beğdilli aşiretinin büyük ozanı Dedemoğlu; Çorum’un Sungurlu ilçesinin Araf köyündendir. Çiftlik köyünde de “dedemoğlu” lakablı bir aile vardır. Alaca (Hüseyinova) İlçesinin Oyacı adlı köyünden olduğunu söyleyenlerde vardır. Dedemoğlu adıyla bir  Alevi Dede Ocağı var olması, Ozan Dedemoğlu’nun Çorumlu olduğunun kesin olarak göstermektedir.     
Beğdili Sıraçlı cerit obası
Rakka’ya sürgün olmuş yuvası
Osmanlı da sana kurban olası
Analar bacılar ağlar yollarda.
 
Elinde dirgende belinde orak
Alnı çizgi çizgi yüzü de soluk
Çoluk çocuğunda saçları yoluk
Dedeler nineler zahmetle yolda.
 
Öfkeyle çarpıyor yürekle bellek
Cepkeni yırtıkta çarığı yarık
Şahlanıp vuracak bileği bükük
Yiğitler zincirli zulmatta harda.
 

Suriye  Türkmenleri Yerleşim ve Köyeleri

1 – Şam’a Bağlı Türkmen Koy ve Kasabaları

Eski Türkmençe İsmi                     Yeni Araplaştırılmış İsmi

Bily …………………………………………………Bily
Rihayba……………………………………….. Rihaybeh
Kaldun ………………………………………….Marah
Hatit Türkmen….. …………………………Hatit Türkmen

2- Halep’e Bağlı Türkmen Koy ve Kasabaları

* El Bab

Eski Türkmeçe İsmi                            Yeni Araplaştırılmış İsmi

Çobanbey…………………………………..……….. El Rai
Beş Çurın ……………………………………….….. Beş Çurın
Yağmacı ………………………………………….… El Mugira
Kalkım………………………………………………. El Nahda
Ufuk…………………………………….………..….. El Vakıf
Doyuran ………………………………….……….….El Toyran
Edebet ………………………………….……………Hadabat
Alıcı ……………………………………..……..……Tel Atiya
Mazıcı………………………………..………………El Amiriye
Sekizler………………………………..…….……… El Musemmene
Paltacık……………………………..………….…… El Zahra
Hava Hüyük ………………………………….…..…. Tel Hava
Öküz Öldüren …………………………..……….…. El Verde
Aşnenın Harabası …………………….…….……… Mazrat Haj Vali
Buzluca …………………………………………..…. Selce
Tililih ………………………….………………..…. Tililih
Babı Leylim…………………………………….….. Bab Leymun
Juppın …………………………………………..…. Juppin
kocalı ……………………….…………………….. El Misene
Memilli………………………………………….… Um El Sedeye
Zılıf …………………………………….…………. Zuluf
Kersenli…………………………………………… El kersenli
Ayyaşa ……………………………………………. El Ayyaşa
Halil Oğlu …………………………………..…….. El Haliliye
Haji Veli ………………………….……….……… Haj Vali
Çörten Hüyük………………….…………….…… Tel Mizab
Taş Kapı ………………………………………….. Bab El Hacar
Halsa …………………………………………….. Halisa
Arapçordik ……………………………….………. El Eyubiye
Askerin Harabesi ………………..………………. Hirbit Asker
Sinsile ……………………………………..…..… Sinsile
Mulla Yakup …………………………..……….…Şih Yakup
Boğaz ……………………………………………. Boğaz
Sandı ……………………………………….……. Sendi
Kabaren ………………………………………….. El Eseriyye
* Carabulus

Eski Türkmeçe İsmi                       Yeni Araplaştırılmış İsmi

 
Zügara …………………………………… …… Zügara
Kantara ……………………………………….. Kantara
Belva Mirhan …………………………………. Selva
Arap Aziz …………………………………… Arap Ezze
Gındıra ………………………………………. Gındıra
Boz Hüyük …………………………………… Tel Agbar
Zugara ………………………………………. Tel Cimel
Gubut Türkmen ……………………………….. Gubba
Haydar Başa …………………………………… Haydar Başa
Debis ……………………………………….… Debis
Kanlı kuyu …………………………………….. Cubul Dem
Kadılar ………………………………………… El Kadi
Mirze …………………………………………. Mirza Şehit
Kurucu Hüyük ………………………………. Tel Kebir
Avşar Ocağı ………………………………… El Avşariye El Şakiyye
Amarine ……………………………………… Amarine
Dügünük…………………………………….. Dügünük
Taşlı Hüyük …………………………..……….Tel Hacar
Beliz …………………………………..…….. Bilis
Sipahiler ……………………………..…….… El Vursen
Yıldız ………………………………………… El Nicme
Gındırıya ………………………….………….. El Gındırıya
Zirbe ………………………………………….. Zirbe
Kullu ………………………………….………. El Kuliya
Nabgah ………………………………….……. Nabgah
Avşariyye …………………………………….. Avşariyye
Kara Göz ………………………………..……. Eyn El Suvde
Taflı …………………………………….………Tafli
Kerpiçli ………………………………….…….. Tel Ali
* Munbiç
Avşar Ocağı ………………………..…………. El Avşariye El Garbiyye
Ağ Taş………………………………………… Hacar El Abyad
Cubbul Arus ……………………………….…. Cubbul Arus
Cubbul Kader …………………………….…. Cubbul Kader
Hammem Sagir…………………………………. Hammem Sagir
Taffal ………………………………………….. Taffal
Boz Geyikli ………………………………….. Boz Geyikli
* Azaz
Barak Atlı ………………………………………. Baragite
Elbil ……………………………………….…… Elbil
Kara Köprü……………………………………… Kara Köprü
Tel Ar ………………………………………….Tel Ar
Çekkeh………………………………………….. Çekkeh
Harcele………………………………………… Harcele
Raeil…………………………………….……… Raeil
Muarin ………………………………………. Muarin
Saman Dere………………………………….… Sandara
İğde …………………………………………… Zeyzefun
Şiferin…………………………………………. Şiferin
Tel Şeir…………………………………………Tel Şeir
Kefer Kan ……………………………………… Kefer Kan
Mearıt Artig ……………………………………. Mearıt Artig
Telelin ……………………………………………Telelin
Kara Mezer……………………………………… Kara Mezer
Şemmerin………………………………………… Şemmerin
Sucu …………………………………………….….. El Selama
Muarrast El Hatib……………………………… Muarrast El Hatib
Yeni Yapan ………………………………………..Yeni Yapan
Delha ………………………………………………. Delea
Türkmen Bareh ………………………………. Türkmen Bareh
Uveylin ……………………………………………. Uveylin
Havar ………………………………………………. Havar Kılıs
Gidriş………………………………………………. Gidriş
Carıs ………………………………………………… Carıs
Migidin ……………………………………………… Migidin
Bahvarta……………………………………………. Bahvarta
Meryemin …………………………………………. Meryemin
* Afrin
Çeleme…………………………………………..…. Çeleme
İki dam …………………………………………….. İki dam
Muarrata …………………………………………… Muarrata
* Ayn Arab (Arap Pınarı)
Göbek Heyyele……………………………………….. Heyyele
Görük……………………………………………….……. Görük

3- Humus’a Bağlı Türkmen Koy ve Kasabaları

Eski Türkmençe İsmi                       Yeni Araplaştırılmış İsmi

Tensin ………………………………………………….Tensin
El Kacer…………………………………….………… Gırnata
Kisin ………………………………………..…………. Kisin
Hazur …………………………………………………. Hazur
Arcun …………………………………………………. Arcun
Kala ………………………………………….………… Burç kayi
Hırbıt Sude…………………………………………… Hırbıt Sude
Telbise ……………………………………………….. Telbise
Rebiea ………………………………………………… Rebiea
Kefer Nen……………………………………..……… Kefer Nen
El Hüseyniye ………………………………………. El Hüseyniye
Cusey………………………………………..………… Cusey
Hulih…………………………………………………… Hulih
Hırbit El Tine ………………………………………. Hırbit El Tine
Teldu ……………………………………………………Teldu
Hubub El Rih……………………………………….. Hubub El Rih
Mesel Hule…………………………………………… Mesel Hule
Ganto ………………………………………..………….Ganto
Umulkasab………………………………….………..Umulkasab
Zare………………………………………….………. El Zare
Hasırciye ……………………………..…………… Hasırciye
Muhtariye………………………………………….. Muhtariye
Şabeniye …………………………………………… Şabeniye
Zafereni…………………………………………… Zafereni
Nizariye ………………………………………….. Nizariye
Harıt Türkmen …………………………….….. Harıt Türkmen
Düğerli……………………………………………. El Dukeryye
El kırad Dasniye………………………………. El kırad Dasniye
Kinyit El Asi………………………………..….. Kinyit El Asi
Kara hılı…………………………………………. Akrab
Umulkasab ………………………………….…..Umulkasab
Dar El kebir…………………………….……… Dar El kebir
Sinisil ……………………………………….……Sinisil
Gızhıl ……………………………………….……Gızhıl
Semekiyet ………………………………..……… semmekiyet
Semalil ……………………………………..……. Semalil
Cubeb El Zeyit …………………………………… Cubeb El Zeyit
Nizariye ……………………………………………. Nizariye
Fırıklus……………………………………………… Fırıklus
Sabuniye ………………….…………..………….. Sabuniye
Bıdede ……………………………………………… Bıdede
Sayid ………………………………………….…….. Sayid
Meşrue Geneye ………………………….……… Meşrue Geneye
Baruha …………………………………………….. Baruha
Resım Bagıl ………………………….………….. Resım Bagıl
Tel Keleh ………………………………….……… Tel Keleh
Haret ……………………………………………… Haret
Baruha …………………………………..………. Baruha
Tirmali ……………………………………..……. Tirmali
Zimemir …………………………………..…….. Zimemir
Cusi ……………………………………..…………Cusi
Gacer garbi ……………………………………. Mercıl Kıt
Kurtman ……………………………….………. Kurtman

4- Lazkiye’ye Bağlı Türkmen Koy ve Kasabaları

Eski Türkmeçe İsmi                                      Yeni Araplaştırılmış İsmi

Gebelli ……………………………………………….…………..Gebelli
Şeren ………………………………………………….………… Hılva
Gülcük…………………………………………………………… El Dura
Salır ……………………………………………………..………. Salır
Cüb ………………………………………………………………. Cüb
Yukarı ……………………………………………….…………. Karamanlı –
Murutly………………………………………………..……… Murutly
Çemeren …………………………………………..…………. Şahrura
İsa Pinar …………………………………………..…………. İsa Pinar
Dervişen ……………………………………………………… Dervişen
Kara Bacak ………………………………………………….. Sude
Kepir ……………………………………………..…………… El Kabir
Yamadi …………………………………………..…………… Yamama
Nisbin……………………………………………………………..Nisbin
Gantara………………………………………..………………. Gantara
Günyeli………………………………………….…………….. Günyeli
Hamitli ……………………………………….………………. Hamitli
Sılayip Türkmen …………………………………………….. Sılayıp Türkmen
Katsal Maaf …………………………………………………. Katsal Maaf
Turunç ……………………….……………………………….. Umul Tuyur
Avanlı ……………………………………………….………… Beit Avan
Yukarı Almalı ………………………………..…………….. Tıfahiye Foganiye
Mılla Mahmutlu…………………………………………… El Mahmudiye
Fakıh Hasan……………………………………………….. Şih Hasan
Dağdağan………………………………………….………… Dağdağan
Ferizli……………………………………………..………….. Beit Feres
Kaymaz ……………………………………………..……….. Kaymaz
Keseçik …………………………………………….……….. El Halidiye
Keren Gül ………………………………………….………. El Berki
Yumurcak ………………………………………….……… Yumurcak
Kesecik………………………………………………………. Kesecik
Saldıran…………………………………………….…………Saldıran
Ayuşlu ……………………………………………………….. Ayuşlu
Rabiya ……………………………………………..…………. Rabiya
Gök Dağ …………………………………………..…………. El Hadrae
Çanlı ……………………………………………………………. Gameme
Akça Bayir ……………………………………………………. Akça Bayir
Cüb Torus……………………………………….…………… Cüb Torus
Aşağı Karamanlı ………………………………………….. Aşağı Karamanlı
Rihaniyye …………………………………………………….. Rihaniyye
Kabaklı ……………………………………………….……….. Kabaklı
İse Beyli ……………………………………………..………… İseviyye
Çükürçak ……………………………………………………… El Vadi
Aplaklı …………………………………………….……………. Beit Aplak
Kelez ………………………………………………….………… Kelez
Çardaklı ……………………………………………..………… Beit Çardak
Yümüçak ………………………………………….………….. Yümüçak
Gıbrıh ………………………………………………………….. Ravda
Ümmetli ………………………………………….…………. Ümmetli
Baldırlı ……………………………………………..………… Baldırlı
Burç İslam ……………………………………..…………… Burç İslam
Türkmenli ………………………………………..…………. El Temime
Zinzif …………………………………………………..……… Zinzif
Mılıklı …………………………………………………………. Beit Mılık
Aşağı Almalı ……………………………………….……….. Tıfahiye Tahtaniye
Bedruse…………………………………………….…………. Bedrusiye
Saray ………………………………………………………….. Saray
Keşiş…………………………………………………..………. El Gasseniyye
Çamırlı……………………………………………………….. Rihan
Çirit Ali………………………………………..…………….. Şekiriye
Fakılı Beit …………………………………….……………….Vali
Meydançık ……………………………………..…………… Meydançık
Gülcak ………………………………………..……………….. Gülcak
Çalkamalı …………………………………….……………… Çalkamalı
Kalabah ……………………………………….………………Kalabah
Filik……………………………………………..…………….. Filik

5 -Hama’ya Bağlı Türkmen Koy ve Kasabaları

Eski Türkmençe İsmi                          Yeni Araplaştırılmış İsmi

Tirimis ……………………………………………………….Tirimis
Hırbınefsıh…………………………………………………. Hırbınefsıh
Caciyeh ……………………………………………………… Caciyeh
Circisi………………………………………………………… Circisi
Tıllıf ……………………………………………………………..Tıllıf
Hılleh ……………………………………………………….. Hılleh
Dir Firdis ………………………………………………….. Dir Firdis
Aşık Ali …………………………………………………… Aşık Ali
*  Selemiye
Muharam Tatani ………………………………………. Muharam Tatani
Osmaniye …………………………………………………… Osmaniye
Uveir ………………………………………………………….. Uveir
Tel Sinan ……………………………………………………. Tel Sinan
Tel Hasan Paşa…………………………………………. Tel Hasan Paşa
Kuputulhat…………………………………………………… Kuputulhat
Ayin El Nısır …………………………………………………. Ayin El Nısır
* Misyaf
Beyyada ……………………………………………………….. Beyyada
Huveir Türkmen ………………………………..…………. Huveir Türkmen
Ayin Debiş …………………………………………..………. Ayin Debiş
Hırmıl…………………………………….…………………… Hırmıl
El Beydae ……………………………………………………. El Beydae
Beit Nater …………………………………………………… Beit Nater
Beit Aslan …………………………………..………………. Beit Aslan
Gartman ………………………………………….…………. Gartman
 
6 -Kuneytra’ya Bağlı Türkmen Koy ve Kasabaları

(İşgal altındaki Golan Tepeleri’ndeki Türkmenler çoğunlukla Şam’a goç etmiş durumdadır)

İl: Kuneytra (İşgal altındaki Golan Tepelerinde yaşayan Türkmenlerin büyük çoğunluğu Şam şehrine göç etmiştir)

Eski Türkmençe İsmi                            Yeni Araplaştırılmış İsmi

 
Eyn Ayşe ……………………………………………………Eyn Ayşe
El Rizeniye………………………………………………… El Rizeniye
Sindiyene El Cedide …………………………………… Sindiyene El Cedide
Eyn El Sumsum………………………………….……… Eyn El Sumsum
Eyn El Alak ………………………………………………. Eyn El Alak
Kefer Nefah ……………………………………………… Kefer Nefah
Hafar………………………………………………………… Hafar
El Dababiyye…………………………………….………. El Dababiyye
El Hışniyye……………………………………….……….. El Hışniyye
Eyn Zivan…………………………………………….……. Eyn Zivan
El Kadiriye ………………………………………………..El Kadiriye
El Sindiyene ……………………………………………. El Sindiyene
Eyn EL Kara…………………………………………….. Eyn EL Kara
El Elika………………………………………………..…… El Elika
El Ahmediye ………………………………….…………. El Ahmediye
El Mugir ………………………………………….……….. El Mugir
El Hüseyniye ……………………………………………. El Hüseyniye
Cuveize …………………………………………………….. Cuveize
Mumsiye ………………………………………………….. El Gasseniyye

7 -Tartus’a Bağlı Türkmen Koy ve kasabaları

 
* Safite
Zok Türkmen Mitras
Bisitin …………………………………………………………… Bisitin
Beit Ahmet Fenus………………………..………………… Beit Ahmet Fenus

8- Rakka’ya Bağlı Türkmen Koy ve Kasabaları

*  Rakka Tel Abyad
Tel Hamam …………………………………………….. Tel Hamam
Hamam Türkmen Garbi …………………………… Hamam Türkmen Garbi
Menara…………………………………….…………….. Menara
Rucim El Cahaş ……………………….……………. Rucim El Cahaş
Doğaniye ……………………………………………….. Doğaniye
Tel Mendo ……………………………………………..Tel Mendo
Kantara ………………………………….……………… Kantara
Yargoy ………………………………….……………… Yargoy
El Vasita ……………………………….………………. El Vasita
Cubul Arus ……………………………………………. Cubul Arus
Hamam Türkmen Şarki ……………..………….. Hamam Türkmen Şarki
Zeybagiye ………………………………..…………….. Zeybagiye
Demeşliye …………………………………………….. Demeşliye
Belva …………………………………………………….. Belva
El Azize …………………………………….……………. El Azize
Biratvan ………………………………………………….. Biratvan
Sırt ………………………………………….…………….. Sırt
Tel Fendır ……………………………………………….Tel Fendır
Hırbıt Zirih ……………………………………………. Hırbıt Zırıh

9- dlib Türkmenleri

* Cisir Şugur
Vericine ……………………………………………………. Adneniye
Kesır İde ……………………………………………………..Sukkeriye
Heyte ……………………………………………………… Heyte
Selhap………………………………………………….. Selhap
Mended ………………………………………………… Mended

10- Dera’ya Bağlı Türkmen Koy ve Kasabaları

Eski Türkmençe İsmi                         Yeni Araplaştırılmış İsmi

El Hara …………………………………………………….. El Hara
Neva ………………………………………………………… Neva
Şih Miskin ………………………………………………… Şih Miskin
El Sahva …………………………………………………….El Sahva
El Cize …………………………………………….………. El Cize
Balay ………………………………………………………..Balay
Barak …………………………………………….……….. Barak
Mearaba …………………………………………………. Mearaba
El Hirak ……………………………………….………… El Hirak
El Gariye…………………………………………………. El Gariye
Inhıl ……………………………………………….………. Inhıl
Maraba …………………………………………………. Maraba

Kısa Bir Tarihçe, ve Arap Baharının Etkileri  Suriye Türkmenleri

Tarih içerisinde Suriye’ye gerçekleşen Türk göçlerini incelediğimiz zaman göçlerin çok çeşitli zamanlarda birbirinden farklı sebeplerle gerçekleşmiş olduğunu görmekteyiz. Suriye Türklerinin bugünkü durumlarına bakıldığı zaman Suriye Türkleri dillerini ve benliklerini koruma ve farkındalık yönünden çeşitlilik arz etmektedir. Suriye’ye yerleşmiş olan Türkler bölgeye farklı zaman ve nedenlerle yerleşmiş olan Kıpçak Türkleri ve Oğuz Türkleridir. Tarihçilerin hemen hepsi Küçük Asya’ya Selçuklular ile birlikte gelen Türklerin Dokuz Oğuz olduklarını dile getirmektedir. Türkmenlik yerleşik hayatta yaşayan Sasanilerin İslamiyet’i kabul eden Oğuzlara taktıkları bir ad olabilir  9. 10. Yüzyıllarda Türklerin Orta Asya’dan Avrupa’ya ve Orta Doğu’ya doğru göç ettiklerini görmekteyiz. Oğuzlar bu göçler sırasında bulundukları yerlerden daha güneye doğru göç ederek Orta Doğu’ya gelmişler ve burada Müslüman Devletlerle sınırdaş olmuşlardır. Oğuzlar bu şekilde İslamiyet’e girmeye başlamışlardır. Oğuzların İslamiyet’e girmelerinden önce de zaten Abbasi Halifeliği döneminde memluk ya da paralı askerlerin batıdaki paralı askerler grubuna alınmış olduklarını bilmekteyiz. Abbasi Halifeliğinin kuruluşundan itibaren özellikle orduda kullanılmak üzere Kıpçak Türkleri satın alınmış ve bir eğitim verilerek Abbasi Devleti’ne hizmet etmeleri sağlanmıştır. Abbasi Devleti’nde önemli bir yeri olan ve etkileri kuvvetlenen Türk birlikleri, önceleri İranlı unsurları dengelemek için getirilmeye başlanmıştır. Kısa zamanda sayıları 30.000’e ulaşan Türk birlikleri için halife Mu’tasım tarafından Bağdat’ın kuzeyinde yer alan Samarra şehri kurularak onlara geniş iktalar tahsis edilmiştir. Bunların Arap ve Acemlerle evlenip karışarak bozulmamaları için özellikle Türk kızları getirtilip onlarla evlilikleri desteklenmiştir. Bu Türk birliklerinin komutası da sadece Türk Beylerine bırakılmıştır . Böyle bir dönemin hemen sonrasında 960 yılında Oğuzlardan Selçuk Bey ve maiyetinin İslam’a girişi tamamlanmış ve tedrici olarak yaklaşık 200 bin kişi Müslüman olmuştur.

Bugün Suriye diye adlandırılan Araplar tarafından ”al-Şam” olarak bilinen topraklar Anadolu’dan daha önce Türk Yurdu haline gelmiştir. İlk olarak Abbasiler döneminde bölgede güç elde eden Türkler Tolunoğulları ve İhşidiler gibi devletler de kurmuşlardır. Tolunoğulları zamanında Mısır-Suriye-Filistin tamamen Türkler’in eline geçmişti. Bugünkü Kahire’nin o zamanki adı olan Fustat, hatta Şam, Kudüs ve Halep sokaklarında Türkçe şarkılar terennüm ediliyordu. Devlete bağlı valiler, vali muavinleri, kumandanlar ve birlikler tamamen Türkler’den meydana geliyordu. Bütün bunlara karşılık şimdi Suriye coğrafyasında olduğu gibi Arap kültür hakimiyeti vardı ve resmi yazışma dili de Arapça olup, özellikle Türkler arasında tıpkı şimdiki gibi Sünni-Hanefi inanç hakimdi. Tolunoğulları hakimiyetinden sonra bölgede İhşidiler’in idaresi 970 yılına kadar Suriye’de devam etmiştir. Fatimiler bu devlete son vererek bölge hakimiyetini ele almıştır. Yine Fatimiler döneminde vali ve komutanların bir kısmı Türkler’den oluşmaktadır. 1040’da Selçuklular’ın Dandanakan zaferinden sonra Oğuz İli veya diğer adı ile Türkmen-İli, dalgalar halinde yurt tutmak üzere Ön-Asya’ya intikal ederken, birçok Türkmen boy ve oymakları, 1063 yılından itibaren Suriye’ye girerek kendi hayat şartlarına uyabilecek bölgeleri vatan edinmişlerdi. Suriye’deki ilk Türkmen yerleşmesinin Halep ve Lazkiye şehirleri ile bunların kuzeyi olduğu anlaşılıyor. Haçlı saldırılarına bölgeyi Selçuklular savunmuş ve Türk Yurdu haline getirmişlerdir. Selçuklularla beraber yine Oğuz Türklerinden olan Zengiler’de bölgenin Türkleşmesinde ve Haçlılara karşı korunmasında önemli hizmetler vermişlerdir. Bölge Eyyübi Hanedanlığı döneminde Güneydoğu Anadolu diye adlandırdığımız bölge ile bir hale gelmiş,  Türk kumandanları başa geçtiği Memluklar döneminde ”ed-Devletü’t Türkiyye” olarak adlandırılmıştır. Moğulların önünden Anadolu’ya doğru ilerleyen Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türkmenleri Türk nüfusun artmasında etkili olmuştur. Şah İsmail’in kurduğu Safevi Devleti de Anadolu ve Suriye coğrafyasındaki Türkmenlerinin etkisiyle büyümüştür. Yavuz Sultan Selim’in doğu politikası sonucu Memluklar Devleti feth edilmiş ve Suriye artık Osmanlı toprağı olmuştur. Halep Osmanlı devrinde Antep, Urfa, Hatay gibi nüfus bakımından Türkler’in yaşadığı idari bölgelerin vilayet merkezi olmuştur.

Osmanlılar I. Dünya Savaşı’ndan sonra bölgeden çekildi. 25-26 Ekim 1918 gecesinde Halep’i terk edip kuzeye çekilen orduların sonuncusu 7. Ordu idi ve başında Mustafa Kemal bulunuyordu. Ordunun çekilmesi ile Suriye tarafında kalmış olan Türkler, Müdafaa-yı Hukuk Cemiyetleri kurarak mücadeleye başlamışlardır. Suriye ve Filistin Kuvva-yı Milliye-i Osmaniye adıyla örgütlenen bölgedeki direnişin reisi “Özdemir” takma ismini kullanan Ali Şefik Bey’dir. Kurtuluş Savaşı boyunca bölgedeki Türkmen direnişinin temel hedefi Türkiye’ye katılmaktı. Şubat 1919 tarihinden 22 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması’na kadar bölgede Fransızlara karşı sayısız çatışma ve taarruz yaşanmış, bu çatışmalarda çok sayıda işgal askeri öldürülmüş veya esir alınmıştır.

Türkiye ile Fransa arasında 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması’nın 7. maddesi ile Suriye Türkmenleri konusunda Türkiye’ye garantörlük verildi. 20 Kasım 1922 tarihinde başlayan Lozan Konferansı’nda Suriye sınırı neredeyse hiç konu edilmeden kabul edildi. 31 Ocak 1923 tarihinde Suriye ile sınırlar belirlenirken, Ekim 1921 tarihindeki Türk Fransız anlaşması temel esas olarak alınmıştı. Türkiye topraklarında kalmak isteyen köylerin isyanı olduysa da amaçlarına ulaşamadılar.

Türk ve Kürt silahlı milislerin Türkiye sınırına yakın bölgelerde Fransız manda idaresine yönelik baş kaldırıları 1924 yılına kadar sürmüştür. Fransız manda idaresi mahalli idarelerinden oluşan Suriye Devletler Birliği’ni meydana getirerek ülkeyi yönetmeye çalıştı. Bu düzen, Araplarla Arap olmayanlar arasındaki gerilimi arttırdı. Türkler, hem milliyetçiler hem de Manda idaresinin gözünde “dikkatli olunması gereken” bir azınlık durumuna düştü. Fransız mandası altında oldukları dönemde nüfusları 500binden fazla olan Türkmenlerin liderliğini Bekmişlilerin Hacı Ali aşiretinden Kel Muhammed yürütüyordu. Onun ardından Türkmenlerin lideri Hacı Nasen oldu. Türkmenler, Fransız mandası altındaki çalkantılı ilk on yıllık dönemden sonra daha sakin bir dönem yaşadılar; varlıklarını ve kimliklerini sürdürebildiler.

Şapka Devrimi ya da Şapka İnkılabı

Türk­men­ler böl­ge­nin 1000 yıl­lık ha­ki­miy­di­ler ancak Os­man­lı da­ğı­lın­ca sö­mür­ge ida­re­si­nin elin­de kalan böl­ge­de ya­şa­ma­ya devam et­ti­ler ve kim­lik ya­rıl­ma­la­rı ya­şa­dı­lar.Misak-ı Milli sınırlarının içerisinde Halep’İn 100 kilometre güneyinden geçer Misak-ı Milli sınırları. Halep Kuvayi Milliyesi kurulmuştur. Orada ki, Fransızlara karşı hem isyanı örgütlemesi açısından hem Halep’te yaşayan Türkmenleri örgütlemesi  Fransızlara karşı savaş yürütülmüştür. Ve bunlar Antep, Urfa, Maraş savunmasında da Halep bölgesinden hem insan hem lojistik destek sağlayarak oradaki Fransızlara karşı mücadele verilmiştir. Hatay ne kadar son­ra­dan Tür­ki­ye’ye ka­tı­la­bil­diy­se de diğer Türk­men şe­hir­le­ri o kadar şans­lı de­ğil­di.1939’da Hatay Tür­ki­ye’ye ka­tı­lır­ken 1941’de Halep’te Türk­men­ler ka­le­ye Türk bay­ra­ğı çe­ki­yor­du.Ger­çek­ten Tür­ki­ye bu­ra­da­ki soy­daş­la­rı­na hep bir umut oldu.Tür­ki­ye’deki in­kı­lap­lar da bu­ra­da­ki Türk­men şe­hir­le­ri ta­ra­fın­dan kabul gördü. Atatürk, Kurtuluş Savaşının ardından daha önce planladığı devrimleri tek tek yapmaya başlar. Kastamonu’nda halkın karşısına elinde şapka ile çıkar ve bundan sonra Türk halkının başına şapka giyeceğini ilan eder.Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasının ardından, halkın kılık ve kıyafetinin düzenlenerek batı ülkelerindeki normlara uygun hâle getirilmesi için 1925 yılında yapılan kanuni düzenlemedir. Atatürk Devrimlerinin bir parçası olan bu kanunla, erkeklerin baş örtme uygulamaları ve şapka kullanımı düzenlenmiştir.Me­se­la Şapka Devrimini Suriye’de Halep’te Ce­rab­lus Türkmen bey­le­rin­den Bilmişliklerinin Hacı Ali oymağından Mus­ta­fa Paşa oğlu Kel Muhammed Mustafa Paşa ve sonrada oğlu Hacı Nasen Kel Muhammed Ağa yürütüyordu Türkiye ile arası çok iyi olan ve bunu Şapka Devrimi’ni izleyen yıllarda fötr şapka giyerek de tescilleyen Türkmen lideri Kel Muhammed Mustafa Paşa ve kardeşleri , Fransızlarca önce hapse atıldılar, sonra Fransızlar Suriye Türkmenlerinin Lideri olan Kel Muhammed Mustafa Paşa ile kardeşi Kel Halil Mustafa paşa hapiste zehirlenerek şehit edildiler.Kel Muh­mmed Mustafa Paşa Ağa şapka dev­ri­mi za­ma­nın­da Halep için­de Türkiye’den gelip Antep bölgesinden şapka getirerek Türkmenlere dağıtmışlar. Orada öyle bir kanun çıktı, sizde bunu giyecekseniz diye Türkmenlere dağıtmışlar. Türkmenler orada birkaç günlüğüne de olsa kendilerince Türkiye’ye bağlı hissettikleri için şapkayı giymişlerdir.İstik­la­li­ni 1946’da ka­za­nan Su­ri­ye Hüsnü Zaim dev­rin­de(1949) Tür­ki­ye’ye yakın bir po­li­ti­ka iz­ler­ken onun dev­ril­me­si üze­ri­ne Tür­ki­ye düş­man­lı­ğı baş­la­dı.1966’da Mısır et­ki­sin­de­dir ve Nasır sos­ya­list bir nizam tat­bik et­me­ye ça­lış­sa da Su­ri­ye kendi sos­ya­list po­li­ti­ka­sı­nı ya­ra­tı­yor­du.Bu sos­ya­list re­ji­min za­rar­la­rı­nı Türk­ler pa­ha­lı­ya öde­miş­tir.Çünkü Türk­ler büyük top­rak sa­hi­bi­dir­ler ve dev­let top­rak sa­hip­le­ri­nin ara­zi­le­ri­ne el koy­ma­ya baş­la­mış­tı.İşte Türk­men­ler Su­ri­ye dev­le­ti­ni bu kadar kor­kut­muş­lar­dı ve dev­let de on­la­rı sin­di­ri­ci bir po­li­ti­ka güt­müş­tü.Ve hatta hü­kü­met böl­ge­ler­de iz­le­nen Türk film­le­ri­ni yasak et­miş­ti,Türk­men­le­ri yok farz edi­yor­du.(Or­hon­lu,Türk Dün­ya­sı El Ki­ta­bı,1135)

SURIYE TÜRKMENLERİN LİDERİ HACI NASAN KEL MUHAMMED

1936 yılında Fransa’nın bölgedeki hâkimiyetinin zayıflaması ile birlikte baskılara maruz kalmaya başladı. 1936-1939’da sancağın Hatay adıyla Türkiye’ye katılması sürecinde Suriye sınırları içerisinde kalan Türkmenlere ilişkin hiçbir görüşme ya da anlaşma yapılmamış olması, Suriye Türkmenlerinin hukuki durumunu belirsizleştirdi. Bu belirsizlik Suriye yönetimlerinin Türkmenlere karşı baskı ve asimilasyon politikası uygulamasına neden oldu. 1946 v e 1972 anayasalarına göre Suriye Arap vatandaşı olarak kabul edilen Türkmenlere kimlikleri ile yaşama hakkı tanınmadı. Türkçe gazete yayımlama imkanı ortadan kalktı; hatta Türkçe konuşmak bile yasaklandı.

1958’de yapılan toprak reformu ile Türkmenlere ait birçok tarla, bağ ve bahçe kamulaştırıldı. Bu ve benzeri uygulamalar yüzünden 1950’ler boyunca Halep’ten Türk asıllı aileler, Türkiye’ye kaçmaya devam ettiler.

1963’te yaşanan darbeden sonra bakılar artarak devam etti. Türkmenler herhangi bir sivil ya da yasal örgütlenme oluşturamadı. Hafız Esad rejimi “Tek Suriyeli Kimliği” politikası çerçevesinde, Türkmenleri asimile ederek “Araplaştırma” politikası izledi.

Suriye Türkmenleri  Suriye’nin geleceğine ilişkin yapılacak tüm toplantı ve görüşmelerde aktif bir şekilde müzakereci olarak birden fazla kişi olmasını istiyoruz. Bir de Türkiye’deki yetkili makamlarla daha hızlı ve etkin görüşme fırsatı bulmalıyız. Tarih bize gösteriyor ki tüm savaşlar masada kazanılmış ya da kaybedilmiştir. Bu nedenle haklarımızı, hukukumuzu masada güçlü bir şekilde savunmak arzusundayız. Suriye’deki Türkmen varlığının bekası için, göçe zorlanıp boşaltmak zorunda kaldığımız köylerimize, toprağımıza geri dönebilmeyi, yaşam hakkımızı ve gelecek nesillerin refahını garanti altına almak durumundayız. Yeri gelmişken şunu da ifade etmek gerek. Suriye’de Türkmenlerin güçlü bir şekilde var olması, milli kimliğini, dilini, kültürünü koruyarak toplumsal olarak gelişmesi aynı zamanda Türkiye’nin milli güvenliği için de elzemdir. Nitekim bu coğrafyada tecrübe ile sabittir ki güvenlik hatları sınırın ötesinden başlıyor. Bu nedenle biz diyoruz ki Halep, Rakka güvendeyse, Halep’te, Rakka’da Türkmenler güçlüyse Türkiye’nin güney sınırları güvendedir; Bayırbucak güvendeyse, Bayırbucak’ta Türkmenler güçlüyse Hatay güvendedir.

2010 yılında başlayan Arap Baharı çok kısa bir süre içerisinde Ortadoğu’nun tamamına yayılarak bölge devletlerini ve toplumlarını derinden etkilemiştir. 2011 yılında Suriye’ye sıçrayan bu süreç, etnik ve mezhebi temelde çatışmaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu çatışmalardan en çok etkilenen grupların başında Türkmenler gelmektedir. Suriye Türkmenleri çatışmaların başladığı ilk günden itibaren ön cephede yer almışlardır. Türkiye’nin Arap Baharının başlamasıyla birlikte bölgede liberal anayasal rejimlerin kurulmasını destekleme politikası ve rejim tarafından Türkmenlerin Türkiye ajanı olarak görülmeleri sebebiyle Türkmenlere yönelik sistematik katliamlar ve göç politikalarının uygulanmıştır. Bu süreçten önce Türkmenlerin yeterli hazırlık ve organizasyona sahip olmamaları Suriye muhalefeti içinde yeterli bir güce ulaşamamalarına neden olmuştu. Yine de ilk etapta silahlı direniş başlatan Suriye Türkmenleri, daha sonra siyasal yapılarını da inşa etmişlerdir. Bu minvalde önce Türkmenlerin askeri yapılarına daha sonra da siyasi organizasyonlarını incelemek yararlı görülmektedir.

Türkmenlerin askeri yapılanmaları, Türkmen nüfusunun yaşadığı iki ana şehir ekseninde belirginleşmektedir. Bu şehirler Lazkiye ve Halep’tir  Rakka’da  İdlip’te, Humus ve Hama bölgelerinde  Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) içinde yer almakta, Fırat Kalkanı Operasyonu ile birlikte 2017 Ekim’inde başlayan İdlip ve 20 Ocak 2018’de başlayan Afrin Operasyonlarında yer almaktadırlar. Türkmenler askeri yapılanmayla birlikte siyasi organizasyonlar da kurmuşlardır. Suriye Türkmenleri Platformu ve Suriye Türkmen Meclisidir.

Sıkıntılar ve Türkiye’ye Türkmenlerin mesajı

Savaştan sonra Türkiye’ye sığınarak sıkıntılarını gidermeye çalıştılar. Bireysel göçler de yaşandı. Türkmenler zaten ekonomik durumları zayıftı. Olanlar da plansız biçimde evlerini, imkanlarını bırakıp bir anda geldiler. Ellerinde olanları da kaybettiler. O gün doğan bebekler bugün 7 yaşına geldi. Temel ihtiyaçları karşılanamaz durumdaydı. Türk Devleti kurum ve kuruluşları ile bunu karşılamaya uğraşıyor. Sivil toplum örgütleri de bunda etkin. Bu çerçevede hepsine çok teşekkür ediyoruz. Ancak şunu unutmamak gerek. Suriye Türkmenleri diğer mültecilerden daha yüksek bir beklentiye sahipler.  Türkmenler şunu söylüyorlar “Suriye’deyken bize Türk derlerdi, Türkiye geldik biez Suriyeli diyorlar.” Halbuki orada nasıl yaşıyorsa burada aynılar. Anadolu insanından farklı değiller. Fakat ne olursa olsun biz sitem ve isyan etmeyiz. Türkiye varsa biz varız, Türkiye güçlüyse biz güçlüyüz. Türkmenler için Suriye bir vatanımız ama Türkiye’de bir ana vatanımız . Türkiye ve savaş sonrası yeniden şekillenecek olan Suriye iyi ilişkiler içinde olmalıdır. Aksi takdirde bedelini en çok biz Türkmenler öderiz. Türkiye, Türkmenlere çifte vatandaşlık ya da mavi kart gibi uygulamalarla Türkmenlerin aidiyet duygusunu artırabilir.

Uluslararası Hukuk Statü Açısından Suriye Türkmenleri

Bu noktada konuya uluslararası hukuk perspektifinden de bakmak faydalı olacaktır. Konuyla ilgili olan 1921 Ankara, 1923 Lozan, 1939 Türkiye-Fransa Andlaşmalarında Suriye’de Türkmenlere yönelik herhangi bir statü öngörülmemiştir. Bu durum dönemin azınlık anlayışının dini temelde görülmesi ve Suriye Türkmenlerinin de çoğunluğu Müslüman bir ülkenin sınırlarının içerisinde bulunması ile de alakalı. Dolayısıyla Suriye Türkmenleri hâlihazırda Suriye’de direkt entite olarak ayrı bir hukuksal statü sahibi değil. Bu nedenle Suriye Türkmenlerinin önümüzdeki süreçte ilk hedefleri hukuki statü kazanmak olmalı. Bunun için de; ayrı bir aktör olarak; Suriye’yi oluşturan unsurlardan birisi olarak; mevcut içinde bulunulan şemsiyenin dışında masaya oturulması gerekir. Burada bu yönde kazanım elde edilirse bu durum Irak Türkmenleri için de model olabilir.Ayrıca hukuki statü kazanımı için Suriye’de kadim Türkmen varlığının ispatı noktasında Türk İmparatorluk Arşivlerinin yanı sıra Fransa’nın Manda Arşivleri de Türkmenler için çok önemlidir. İlgili arşivlerde konuyla alakalı belgelerin incelenmesine, yayınlanmasına ve kamuoyu ile paylaşılmasına yönelik bir proje faydalı olabilir.Suriye Türkmenleri ile ilgili olarak atılacak tüm adımların uzun vadede kazanım getirmesi hukuki statünün sağlamlığına bağlıdır. Hukuki statü Türkmenlere objektivite nesnellik kazandıracaktır. Suriye’de Türkmenlerin mevcut durumu ise maalesef sübjektivite öznellik halidir. Subjektivite hali devam ettiği sürece de Türkiye’den başka kimse Türkmenlerle ilgilenmeyecek ve onları dikkate almayacaktır. Her ne olursa olsun Türkmenlerin öncelikli hedefi bir statü belgesi kazanmak olmalıdır. Hukuki statü ilerleyen yıllar için (üstü silinmiş bile olsa) bir tapudur. Suriye Türkmenleri bu hedefine ulaşabilmek için önümüzdeki süreçte, Suriye’de siyasi istikrarın sağlanmasına katkıda bulunabilecek tüm taraflarla siyasi diyaloga açık olduğunu geçtiğimiz günlerde kamuoyu ile paylaştı. Suriye Türkmenlerinin bu konudaki tek kırmızı çizgisi Suriye’nin ve Türkiye’nin güvenliğine tehdit oluşturan terör örgütleriyle aynı zeminde yer almamak. Bu anlamda Suriye’nin toprak bütünlüğüne karşı çeşitli aksiyonlar içerisinde bulunmuş radikal dini etnik aktörlerin Suriye’nin geleceğinin tasarlanacağı masaya davet edilmemeleri doğru olacaktır. Türkmenler önümüzdeki süreçte her türlü parçalı yapıya otoriteye karşı olduğunu deklare etti. Bu doğru bir tavırdır. Zira, ülke bütünlüğüne zarar getirecek birtakım etnik dini gruplara federal otonom statüler verilmesinin hangi olumsuz sonuçlara yol açtığı Irak’ta tecrübe edildi. Türkmenlerin herhangi bir federal otonom bölge talebi yok çünkü bunu ülkenin bölünmesi olarak görüyorlar. Suriye Türkmenleri, Türkmenler dahil olmak üzere tüm halkların temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu üniter bir devlet modelini savunuyor. Bugün geldiğimiz noktada Türkmenlere hakları eksiksiz bir şekilde verilirse bu durum Suriye’de kalıcı barışın tesisi için çok önemli bir adım olacaktır. Ayrıca bu vesile ile Türkmenler yeni kurulacak demokratik Suriye’nin Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Dünyası ile ilişkilerini kolaylaştırıcı bir işlev de üstlenebilecektir.

Suriye’de Yaşayan Türkmenlerin Tahminî Nüfusu

Suriye Türkmenleri Selçuklu ve Osmanlı döneminde, Müslümanların kutsal bölgelere olan Hac yollarını korumak amacıyla yerleştirilmişlerdir. Bir kısmı Türk dilini unutmuş Arapça veya diğer dilleri kullansada Türk olduklarını bilmektedirler. Şam’da farklı geçmişe sahip üç ayrı Türkmen topluluğu yaşamaktadır. Bunlardan en dikkat çeken Osmanlı döneminden kalmış zengin Türkmen ailelerdir. İkincisi Golan Tepeleri’nin İsrail tarafından işgal edilmesinin ardından bölgeden göç etmek zorunda kalarak Şam’a yerleşen Türkmenlerdir. Üçüncü grup ise Türkiye’de Cumhuriyet devrimleri sırasında Türkiye’den Suriye’ye göç eden Türkmenlerdir.

Halep şehri Anadolu Türk’e yurt olmadan önce Türkleşmiş ve şehirde çok sayıda Türk sanat eseri ve mimarisi bulunmaktadır. XVI. yüzyılda tam anlamıyla göçebe hayatını sürdüren Halep Türkmenleri Moğol baskısı üzerine 13. yüzyılda Suriye’ye göçen binlerce çadırlık Bozok Türkmenleri’nin torunlarıydılar.16. yüzyılda nüfusları 60 binden fazlaydı. O dönemde bir şehrin nüfusunu 3-4 bin kişi olduğu gözönüne alınırsa Halep Türkmenleri’nin büyüklüğü anlaşılabilir. Ana geçim kaynağı koyun olan Türkmenler’in 2 milyondan fazla küçük baş hayvanları vardı. Halep’te kışlayan aşiretler bahardan itibaren Sivas bölgesine yaylaya gelirlerdi. Yaz bitince yaylada doğup, büyümüş kuzularıyla Halep civarına dönerlerdi. Kış şiddetli olursa Halep Türkmenleri Şam bölgesine giderlerdi. Genel olarak Sivas-Şam arası Halep Türkmenleri’nin yayıldığı sahaydı. Halep Türkmenleri 1930’lara kadar konar-göçerliği sürdürdüler. 1930’lardan itibaren köylerde yerleşerek çiftçiliğe başladılar. 1970’lerden itibaren bir kısmı köylerdeki hayatlarını sürdürürken bir kısmı ise şehirlere giderek işçi olarak çalışmaya başladılar. Şam bölgesindeki Türkler’in bir kısmı Türkçe’yi unuturken Halep bölgesindeki Türkmenler asimile olmadılar. Halep Türkmenleri’nin torunları günümüze kadar Halep ve civarındaki köylerde yaşadılar.

Türkmenlerin Tahminî Nüfusu Tahrir defterlerinde, vergi mükellefi olan yetişkin erkek nüfusu hane (evli) ve mücerred (bekâr) olarak verilmiş, bazen de hane ve mücerred ayrımı yapılmaksızın vergi nüfusunun toplamı (nefer) belirtilmiştir. Bazı defterlerde imam olarak vazife yapanlar da ayrıca gösterilmiştir.

16. yüzyılda Suriye’de yaşayan Halep Türkmenlerinin vergi nüfusu 1526’da 7.824 hane, 770 mücerred, 137 nefer iken 1536’da 8.047 hane, 2.694 mücerred, 1.140 nefer vergi nüfusuna, 1550-52’de 8.588 hane, 5.248 mücerred ve 228 nefer vergi nüfusuna ve 1570’te de 10.185 hane, 7.474 mücerred, 250 nefer vergi nüfusuna yükselmiştir.

Şam Türkmenleri’nin vergi nüfusunda da sürekli olarak bir artış meydana gelmiştir. Buradaki Türkmenler, Kanuni döneminde 1.410 hane, 71 mücerred ve 29 imam vergi nüfusuna sahip iken, 1569/1570’te 1.621 hane, 136 mücerred, 1596/97’de ise 1.693 hane ve 161 mücerred vergi nüfusuna yükselmişlerdir.Yine, Salur ve Çoğun taifelerinin vergi nüfusunda da 16. yüzyılın sonlarına doğru önemli oranda bir artışın meydana geldiği gözlenmektedir. Salur Türkmenleri 1519’da 20 hane, 1526/27’de 1.092 hane (ayrıca, müstakil yazılmış olan Hama Bayadı 72 hane, Çalışlu ise 35 hane), 1547-52’de 467 nefer, 1.269 hane, 553 mücerred, 1570/71’de 1.968 hane, 943 mücerred vergi nüfusuna sahip iken, Çoğun taifesinin toplam vergi nüfusu da 1519’da 297 hane, 1536/37’de 623 hane, 147 mücerred, 19 imam; 1547’de 680 hane, 250 mücerred ve 1570/71’de de 827 hane, 148 mücerredden ibaretti.Türkmenlerin yukarıda belirtilen vergi nüfuslarına dayanarak, muhtelif tarihlerdeki gerçek nüfuslarını tahminî olarak hesaplamak mümkündür. Bunun için, hane olarak gösterilen vergi mükelleflerinin her birini, anne, baba ve 5 çocuk olmak üzere, 7 nüfuslu bir aile itibar ederek, toplam hane sayısını 7 rakamı39 ile çarptığımızda tahminî nüfusu elde edebiliriz.

Buna göre, XVI. yüzyılda Suriye’de yaşayan Halep Türkmenlerinin toplam tahminî nüfusu 1526’da 55.405, 1536’da 66.621, 1550-52’de 61.180, 1570’te de 72.457 kişiden ibaret olmaktadır. Diğer Türkmen taifelerine gelince; Şam Türkmenleri’nin tahminî nüfusu; Kanuni döneminde 10.073, 1569/1570’te 11.347, 1596/97’de 11.851 kişi;. Salur ve Çoğun Türkmenlerinin tahminî nüfusu ise 1519’da 2.219; 1526/27-1536/37 yıllarında -müstakil yazılmış olan Hama Bayadı ve Çalışlu ile birlikte-12.887; 1547-52’de 15.820, 1570/71’de de 19.565 kişiden ibaret olmaktadır.40 Bütün bu Türkmen gruplarının tahminî nüfusunu topladığımızda ise, XVI. yüzyılda Suriye bölgesinde takriben yüz bin civarında Türk nüfusunun mevcut olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

Bugün Suriye’de yaşayan Türkmenlerin sayısı ile ilgili resmi bir rakam yok. Çünkü Suriye’de yapılan nüfus sayımınde etnisite dikkate alınmıyordu. 2004 yılında yapılan Suriye genel nüfus sayımına göre ülke nüfusu 17 milyon iken, savaş başlamadan hemen önce yani 2011 yılında bu sayının 23 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu nüfustan; 1 milyon kişi savaş esnasında öldü ve yaklaşık 11,5 milyon kişi (%50) ülke içinde (7 milyon kişi) yer değiştirdi veya ülke dışına (6 milyon kişi) göç etti. Bugünkü Suriye nüfusunun dağılımına bakarsak; 9 milyon kişi Esat yani rejim güçlerinin kontrolündeki bölgede yaşıyor. Öncelikle Suriye Türkmenleriyle ilgili sağlıklı nüfus bilgisi bulunmaktadır. Bunun en önemli nedeni Baas rejiminin asimilasyonist politikaları ve etnik kimliklerin kabul edilmemesi ile Arap Baharı sonrası yaşanan iç savaş, katliamlar ve göçler Suriye Türkmenlerinin nüfuslarıyla ilgili kesin bilgiye ulaşılamamasına neden olmaktadır. Buna karşın geçmişte ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı çalışmalarda Suriye’de bulunan Türkmen nüfusunun %1 olduğu belirtilmiş, 1983 yılında Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği bu rakamı kabul ederek %1 oranında Türk bulunduğu kabul edilmiştir. Bu rakamın gerçeği yansıtmadığı söylenebilir. Çünkü 1995 Suriye nüfus sayımında Türkçe konuşan nüfusun 1 milyon olduğu ve genel nüfusun da 14.171.000 olduğu bilinmektedir. 2012 yılında Suriye nüfusundaki artış oranı ve nüfusuyla birlikte tahmini olarak 1.600.000 Türkçe konuşan Türkmen nüfusundan bahsedilebilir. Ancak bu sayının Türkçe konuşmayan ama Türkmen kökenli olan nüfusun da eklenmesiyle 3.5 milyon civarında olduğu iddia edilmektedir (%15.2). Bunun yanında Suriye Türkmenlerinin Sünni olduğu bilinmektedir. Yaşadıkları bölgeler ise dağınık bir görünüm arz etmektedir.Bu Türkmenleri üç gruba ayırabiliriz;

  • Türklük bilinci olup, Türkçe konuşanlar (1.5 milyon),
  • Türklük bilinci olup, Türkçe bilmeyenler (1.5 milyon),
  • Türklük bilincini kaybetmiş ve Türkçe bilmeyenler (0.5 milyon).

Bu gruplardan ilk ikisi bugün daha çok muhalif grupların bölgeleri (İdlib, Humus) içinde ya da Türkiye’ye gelmişlerdir. Üçüncü grup ise çoğunlukla Esat güçlerinin (Halep, Hama) kontrolü altındaki bölgelerdedir.Suriye’de iç savaş çıkmadan önce Türkmenlerin bir etnik kimliği yoktu. Suriye rejimi onları Türkiye’nin bir uzantısı olarak görmüş, Türkçe kitap, kaset vb. her şey yasaklanmıştı. İddia edilenin ekonomik bakımdan ve eğitim seviyesi olarak en geri durumda bırakıldılar. Suriye Türkmenlerinin tamamı Sünni mezhebindendir (10 bin kişilik Abdal grubu gibi birkaç küçük grup hariç Alevi mezhebi) . Türkmenler yedi bölgeye dağılmış olduğu gibi, bu bölgeler içinde de dağınık durumdadırlar. Türkmenlerin Suriye içi dağılımı aşağıdaki gibidir;

  • Halep (1 milyon 250 bin),
  • Hama ve Humus (1 milyon),
  • Bayır Bucak (Lazkiye) (250 bin),
  • Şam (750 bin),
  • Golan (40-50 bin),
  • Rakka (50 bin),
  • İdlib (50 bin).

Türkiye’ye gelen 3.5 milyon Suriyeli yanında 500 bin civarında da Türkmen var. Suriye Türkmenleri en çok İstanbul (300 bin), Antep (50 bin), Osmaniye (50 bin), Hatay (30-40 bin), İzmir (20 bin), Malatya (20 bin) ve Konya’da (15 bin) yaşamaktadır. 150 bin civarında Suriyeli Türkmen’in Lübnan’a göç etmek zorunda kaldığını da not edelim.

Sonuç

Bu teorik yaklaşım bağlamında Türk dış politikasında Suriye Türkmenleri meselesi incelenecek olursa, karar vericilerin söylemleri ve Suriye Türkmenlerini ilgilendiren meselelere bakmak faydalı görülmektedir. Bu çerçevede Suriye Türkmenleri meselesi Türk dış politikası için yeni bir olgu/sorun olduğu söylenebilir. Çünkü Suriye’de yaşayan soydaşlar konusu Suriye iç savaşından sonra karar vericilerin söylemlerinde görülmeye başlanmıştır. Bununla birlikte Suriye Türkmenleriyle alakalı söylemler ve politik davranışları şekillendiren en önemli hususlar, Suriye iç savaşı ve bu savaş sırasında bölgede yaşanan küresel ve bölgesel güçler arasındaki ilişkilerin dönüşümü, çatışma sahasındaki durum ve Türkiye’nin güvenlik sorunudur. Bu etmenler, Türk dış politikasındaki hâkim kimlik paradigmasını şekillendiren karar vericilerin söylemlerinde ve dış politikada yaşanan gelişmelerde görülebilmektedir. Türkmenlerin  mücadelesi  ister bireysel ister örgütsel ister devlet düzeyinde olsun zulme ve baskıya karşıdır. Yarın iç savaş bitip yeni bir düzen geldiğinde bu zulüm devam ederse Türkmenlerin duruşu yine değişmeyecektir. Türkmenler Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlayarak, kendi kimliğimini korumanın çabası içindedir . Bütün etnik ve mezhepsel yapılarla birlikte, onurlu bir şekilde yaşamak istiyor Türkmenler. Suriye Türkmenleri Suriye’de Araplardan sonra en büyük nüfusa sahip ikinci etnik grup. Türkmenler, Suriye’de geride bıraktığımız sürecin en büyük mağdurlarından birisi. Hiçbir zaman etnik dini terör örgütleri ile irtibatı olmamış ve her zaman Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunmuş bir toplum olarak Suriye Türkmenleri bugün de masada kendi haklarını kendisi savunmak istiyor. Bu haklı bir istektir, Suriye’nin geleceği ile alakalı herhangi bir toplantıda Suriye Türkmenlerinin temsil edilmemesi, o toplantının samimiyetinin ve meşruiyetinin sorgulanmasına neden olacaktır. Türkmenlerin iki büyük kırmızı çizgisi  var bu konuda. Birincisi Türkmenler kimliğini korumak ve geliştirmek. İkinci kırmızı çizgi Türkmenler  yeni yapı içerisinde terör gruplarının içerisinde yer almamasıdır. Bu hem Türkiye hem Suriye için oldukça önemlidir. İki ülke uzun sınır hattında terörün varlığına son vermelidir. Bundan sahada en çok Türkmenler etkilenir. Bugün PYD-YPG var. Yarın başka örgütler de olabilir. Bu hat esasında Türkmeneli denilebilecek bir yerdir. Türkmenler birileri gibi kanton vb. özlemler içinde değil . Türkmenler  haklarını yasal olarak tescillenmesini istiyor. Özel okullar, Gazeteler, anadilin serbest olması, soyadlarının değiştirilmemesi, köy adlarının aynı kalması, değiştirilenlerin geri verilmesi gibi. Suriye Türkmenleri’ne sahip çıkılmalı yoksa Irak’ta Türkmenler’in başına gelen olaylar bu ülkede  de meydana gelecek ve Türkmenler sahipsiz kalacaklar. Suriye’nin Anadolu’ya yakın bölümü bu toprakların devamıdır. Suriye Türkmenleri Milli Mücadele döneminde nasıl Anadolu’ya destek verdiyse Anadolu Türkleri ve Türk Dünyası’da Suriye Türkmenleri’ne destek vermelidir. Suriye Türkmenlerinin, Baas rejimleri dönemlerinde ciddi baskılar gördüklerini, dillerini konuşmalarının yasaklandığını, köylerinin isimlerinin değiştirildiğini ve sosyo-ekonomik, idari ve siyasi hayatlarının kısıtlandığını belirterek, “Fransız Manda yönetiminden itibaren Suriye’deki tüm yönetimler tarafından, özellikle de Baas yönetimleri tarafından “Türkiye ajanı” olarak suçlanmışlardır. Bu çerçevede birçok Türkmen tutuklanmış, işkence görmüş ve infaz edilmiştir. “Şanslı” olanlar ise Türkiye’ye iltica etmek zorunda kalmıştır. Kısaca, Suriye Türkmenleri “Türk” olmanın bedelini 100 yıldır fazlasıyla ödemiştir. Ve maalesef ödemeye de devam etmektedi

´´OSMANLI TÜRKMENLER RAKKA ÇÖLLERİNE SÜRDÜ´´

Osmanlının acımasız bir iskan politikası vardı. Gerek fetihler ve gerekse oradan oraya sürerek cezalandırmak istediği Türkmen aşiretlerini bugünkü Suriye topraklarında bulunan Rakka’nın çöllerine sürgün ediyordu. Yavuz Sultan Selim 1516’da bölgeyi ele geçirdi ve özellikle Alevi Türkmenlerini Rakka çöllerine sürgün etmeye başladı. En çok da Beydili Türkmen boyunun sürgün yeri oldu Rakka. Ruha Eyaleti olarak da bilinen Rakka bölgesi, Diyarbakır ile Halep eyaletleri arasında kalan bölgeydi ve merkezi de Urfa idi.

Osmanlı, bu bölge için özel iskan politikası uyguladı, Beydili ve Bozulus Türkmenlerini Fırat Irmağı boyunca yerleştirme girişimleri başarsız olunca, göçebe Türkmenlerin düzeni bozuldu. Türkmenlere Arap aşiretlerine mensup eşkıya saldırıları önlenemez hale gelince, bölgede istikrar kalmadı. 18. yüzyılda karışıklıklar giderek arttı.19 Yüzyılda meydana gelen ayaklanmalar ile Mısır Hidivi İbrahim Paşa’nın bölgeyi alması sonucu; Türkmen Aşiretler yöreden çekildiler. 1840’da bölge tekrar Osmanlılara geçince, Rakka Eyaleti Urfa-Halep’e bağlı bir sancak oldu.


Ahmet Refik, Anadolu’da yaşayan Türk Aşiretlerinin Rakka çöllerine ve diğer yerlere sürgünleriyle ilgili Osmanlı belgelerini yayınlamıştır. Beydili, Bozulus Türkmenleri’nin en kalabalık boyu. Ancak, Akkoyunlu Türkmen Devleti’ninin siyasi faaliyetleri içinde bulunmamışlardır. Bölgedeki karışıklıklar yüzünden tekrar Halep’e dönüş yapmışlar. Beydili aşireti bilindiği gibi oldukça yoğun sayıda Şanlıurfa’da yaşıyorlar. Şanlıurfa’nın en büyük Türkmen aşireti Badıllı ya da Beğdilli.

Rakka bölgesi Arap kabileleriyle Türkmenler arasında geçen savaş türküleriyle dolu olduğu gibi, Türkmen oymaklarının adeta bir sürgün yeri idi. Bu sürgünde en büyük ızdırabı Beydili ve ona bağlı oymaklar çekmiştir. Yine bu olaya dair acı hatıralar, Kırşehir başta olmak üzere Keskin yöresinde hâla yaşatılmaktadır. Aşağıdaki bozlak bunun acı bir kanıtıdır:
Toplandık aşiret geldik Colab´a
Başmızda esen boran değil mi?
Şahin Bey, Karaca konduk yanyana
Hacı Ali´nin yurdu Seylan değil mi?
Urumdan öteye yığnak düzüldü
Aşiretler isim isim yazıldı
Koca Berk Ağa´nın bendi bozuldu
Cerit onu tozlu duman değil mi?
Kurt Karaca Ulaşlı´nın beyine
O da kondu Şahin Bey´in sağına
Firkat girdi Ağca-Kale dağına
Yusuf Paşa cana kıyan değil mi?
Misis´ten göçünce Irakka yolu
Anavarza üstü Bayındır eli
Perişan düştü de koca Beğdili
İstanbul belimiz kıran değil mi?
Süleyman’ım haymalarım kurulsun
Çekilsin sancaklar aşret derilsin
Gündeşlioğlu destan olsun çığrılsın
Firuz Bey´in yurdu Ören değil mi?

Bozlak da adları geçenlerin dışında, bu dönemde Beydili içindeki obaların başında tespit edebildiğimiz şu beyler bulunuyordu. Firuz Beyoğlu Şahin Bey, Cafer Bey, Kenan Bey, Kurd Bey, Ömer Bey, Hasan Bey, Murtaza Bey, Ganem Bey, Karakoyunlu Battal Bey. İsyanın elebaşıları olduğu bildirilen Otuz Türkmen beyi idam edildi. İdam edilenler arasında Şahin Bey´in olduğunu Şık Süleyman şu mısralarla dile getirmektedir.

Yusuf Paşa tuğlu fermanlı vezir
Sâf tutmuş ordusu emrine hazır
Bağlandı derbentler bulundu kusur
Uyan Şahin Beyim dön bak ardına
Hoyrat girdi aslanların yurduna
Duman almış şu görünen dağları
Zalim kırmış goncaları gülleri
İpe gitti obaların beyleri
Uyan Şahin Beyim dön bak ardına
Hoyrat girdi aslanların yurduna
Hilebaz feleğin bize mi kasti
Aslana sığar mı tilkinin postu
Aşiret direği kara gün dostu
Uyan Şahin Beyim dön bak ardına
Hoyrat girdi aslanların yurduna
Rakka´dan Colab´a döküldük yola
Kesilen kelleler gelmiyor dile
Suçumuz ne idi sürüldük çöle
Uyan Şahin Beyim dön bak ardına
Hoyrat girdi aslanların yurduna
Süleyman’ım ne olacak hâlimiz
Urumeli bekler oldu yolumuz,
Kırıldı belimiz Firuz Beyimiz
Uyan Şahin Beyim dön bak ardına
Hoyrat girdi aslanların yurduna

Türkmen aşiretleri, göç ettikleri yerlerde de gelenekleriyle, görenekleriyle türküleriyle, bozlaklarıyla varlıklarını korumuşlardır. Türk Kültürünü yaşatan da bu Türkmen aşiretleridir.

 

AFRİN´DE TÜRK­MEN­LER ve REJİMİN TÜRK­MEN­LE­RE KARŞI GENEL TU­TU­MU

 

Zey­tin­da­lı ha­re­ka­tı´nın­ya­kın he­def­le­rin­den biri Afrin…Tür­ki­ye sı­nı­rı­na yakın Türk­men­le­rin yaşam çev­re­si olan bu kent PKK un­sur­la­rı ta­ra­fın­dan kont­rol edil­mek­te­dir.(Belki de ben bu ya­zı­yı ya­zar­ken Afrin te­miz­len­miş olur.)PKK yü­zün­den ül­ke­nin etnik da­ğı­lı­mı de­ğiş­miş ve nüfus azal­mış­tır.Türk­men­le­rin de hedef ol­du­ğu bu yıp­rat­ma aşa­ma­sın­da Türk­men­ler ger­çek­ten büyük bir di­re­niş gös­ter­miş­tir.Azez-Af­rin hattı Halep´in ku­ze­yin­de ol­du­ğu için PKK yu­va­lan­ma­sı­na zemin ha­zır­la­mış­tı.Ancak bu ha­re­kat ile bu­ra­da­ki yu­va­lan­ma­lar te­miz­len­me­ye baş­lan­mış­tır.Tabii ki geç ka­lın­mış bir ha­re­kat olan Zey­tin­da­lı Ha­re­ka­tı´nın bu ek­sik­li­ği çok ça­lış­mak­la gi­de­ril­me­ye ça­lı­şıl­mak­ta­dır.Afrin´in ilk hedef ol­du­ğu bu ha­re­kat­ta ger­çek­ten böl­ge­de­ki Türk­men var­lı­ğı­nın far­kı­na va­rıl­mış­tır.İşte bu var­lı­ğın ço­ğun­lu­ğu şimdi Tür­ki­ye´dedir.​PKK´nın zul­mü­ne karşı di­re­nen ancak başka un­sur­la­rın des­te­ği or­ta­ya çık­tı­ğın­da di­re­niş gös­te­ri­le­me­ye­ce­ği­ni an­la­yan grup­lar Tür­ki­ye´ye kay­mış­tır.Ora­da­ki nüfus ek­sik­li­ğin­den fay­da­la­nan kuv­vet­len­di­ril­miş terör un­sur­la­rı orayı ta­ma­men ele ge­çir­miş­ler­dir.Af­rin-Azez hat­tın­da­ki köy­lerİkidam,Dam,Ku­zu­cu­pı­nar,Ar­pa­vi­ren,Dik­me­taş,Koz­cu­pı­nar,Um­ran­lı,Bü­yük­kar­gın,Ali­beğ­li,Çi­me­li,Di­rek­li,Aşa­ğı­dam,Kas­tal,Zi­ya­ret,Katma,Me­tin­li ve Ali­köy ´dür.​Bun­la­rın hepsi Türk­men kö­yü­dür ve böl­ge­de­ki Türk­men köy­le­rin­den sa­de­ce ba­zı­la­rı­dır.Bu köy­ler de aynı Kilis gibi Hatay gibi ya­şa­mak­tay­dı­lar,onlar gibi yemek ye­mek­te,onlar gibi kız­la­rı­nı ev­len­dir­mek­te,onlar gibi ölü­le­ri­ni def­net­mek­tey­di­ler.​Ama savaş yü­zün­den bugün kül­tür­le­ri yok edil­miş du­rum­da.​Bu ha­re­kat ile bir­lik­te yer­le­ri­ne dö­ner­ler­se bu kül­tü­rü ye­ni­den inşa etme şans­la­rı ola­cak­tır.Ve Türk or­du­su da kar­deş­le­ri­nin kül­tür­le­ri­ni ko­ru­muş ola­cak­lar­dır.Bu kül­tür ora­da­ki 1000 yıl­lık Türk ha­ki­mi­ye­tin­den da­mı­tıl­mış­tır.Türk­men var­lı­ğı böy­le­ce hüküm sür­mek­tey­di.Tür­ki­ye´nin güney sı­nı­rı boy­dan boya Türk­ler´e aitti.​Me­se­la Azez en ka­la­ba­lık Türk­men gru­bun ha­ki­mi­ye­tin­dey­di.​Ve ha­re­ka­tın diğer bir odak nok­ta­sı Men­biç de ta­ma­men Türk­men ha­ki­mi­ye­tin­dey­di.İşte böyle bir coğ­raf­ya­da Türk Or­du­su ha­re­kat yap­mak­ta­dır.

 

TÜRK­MEN­LERİN SURİYE´DEKİ ESKİ DU­RUM­LA­RI

Türk­men­ler böl­ge­nin 1000 yıl­lık ha­ki­miy­di­ler ancak Os­man­lı da­ğı­lın­ca sö­mür­ge ida­re­si­nin elin­de kalan böl­ge­de ya­şa­ma­ya devam et­ti­ler ve kim­lik ya­rıl­ma­la­rı ya­şa­dı­lar.Hatay ne kadar son­ra­dan Tür­ki­ye´ye ka­tı­la­bil­diy­se de diğer Türk­men şe­hir­le­ri o kadar şans­lı de­ğil­di.1939´da Hatay Tür­ki­ye´ye ka­tı­lır­ken 1941´de Halep´te Türk­men­ler ka­le­ye Türk bay­ra­ğı çe­ki­yor­du.Ger­çek­ten Tür­ki­ye bu­ra­da­ki soy­daş­la­rı­na hep bir mut oldu.Tür­ki­ye´deki in­kı­lap­lar da bu­ra­da­ki Türk­men şe­hir­le­ri ta­ra­fın­dan kabul gördü.Me­se­la Ce­rab­lus oymak bey­le­rin­den Mus­ta­fa Paşa oğlu Kel Meh­met Ağa şapka dev­ri­mi za­ma­nın­da Halep için­de aynı ye­ni­li­ği oymak hal­kı­na uy­gu­la­ya­rak on­la­ra da şapka giy­dir­miş­ti.Ancak Su­ri­ye hü­kü­me­ti Fransızlarin desteği ile onu ve kardeşini bu yüz­den 1 ay hapis etti ve hapisten çıkarken ine ile zehirlemış ve sonrasında vefat etmiışler .İstik­la­li­ni 1946´da ka­za­nan Su­ri­ye Hüsnü Zaim dev­rin­de(1949) Tür­ki­ye´ye yakın bir po­li­ti­ka iz­ler­ken onun dev­ril­me­si üze­ri­ne Tür­ki­ye düş­man­lı­ğı baş­la­dı.1966´da Mısır et­ki­sin­de­dir ve Nasır sos­ya­list bir nizam tat­bik et­me­ye ça­lış­sa da Su­ri­ye kendi sos­ya­list po­li­ti­ka­sı­nı ya­ra­tı­yor­du.Bu sos­ya­list re­ji­min za­rar­la­rı­nı Türk­ler pa­ha­lı­ya öde­miş­tir.Çünkü Türk­ler büyük top­rak sa­hi­bi­dir­ler ve dev­let top­rak sa­hip­le­ri­nin ara­zi­le­ri­ne el koy­ma­ya baş­la­mış­tı.Bu yüz­den Türk­ler artık tarım ve hay­van­cı­lık ya­pa­ma­ya­cak hale gel­miş­ti yani ge­çi­ne­me­yecek hal­dey­di­ler.

 

İşte Türk­men­ler Su­ri­ye dev­le­ti­ni bu kadar kor­kut­muş­lar­dı ve dev­let de on­la­rı sin­di­ri­ci bir po­li­ti­ka güt­müş­tü.Ve hatta hü­kü­met böl­ge­ler­de iz­le­nen Türk film­le­ri­ni yasak et­miş­ti,Türk­men­le­ri yok farz edi­yor­du.(Or­hon­lu,Türk Dün­ya­sı El Ki­ta­bı,1135)

 

Ancak Türk­men­ler her fır­sat­ta var­lık­la­rı­nı hay­kır­ma­ya devam et­ti­ler.​Bu Su­ri­ye İç Sa­va­şı´nda da böl­ge­sel oyun­la­ra karşı ilk cephe alan bu Türk­men­ler´in si­lah­lı kuv­vet­le­riy­di.​Yani şim­di­ki Özgür Su­ri­ye Or­du­su´nun çe­kir­dek kuv­ve­ti­ni oluş­tur­muş­tu.Bu kuv­vet­ler ile sa­va­şan PKK tabi ki de ye­nil­me­ye mah­kum ola­cak­tır.

 

 Dr.Muhtar FATIH

Kaynakça

1*DAĞ, Ahmet Emin, (2010), “Halep Türkmenleri (1918-2008)”, Marmara Üniversitesi, Türkiya Araştırmaları Enstitüsü, Türk Tarihi Ana Bilim Dalı, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul.
2*GÜVENÇ, Bozkurt, (1993), “Türk Kimliği”, Kültür Bakanlığı: Ankara. KAFALI, Mustafa, (1973), 3*“Suriye Türkleri-I”, Töre Dergisi, sayı 21, Ankara.
4*KAFESOĞLU, İbrahim, (2005), “Türk Milli Kültürü”, Ötüken: İstanbul. KİRİSÇİOGLU, Mehmet Fatih, (2013), “Suriye’de İç Savaş Sürerken Suriye Türkleri”, 21.yy Türkiye
5*Toplum: Suriye Türkmenleri, Orsam-Ortadoğu Türkmenleri Programı Rapor No:14, http://www.orsam.org.tr/tr/trUploads/Yazilar/Dosyalar/20121226_rapor14tum.
6*Ali Bademci, Suriye’de Türkmenler ve Bayır-Bucak, s. 43, Ötüken Neşriyet, İstanbul, 2014
7*Mustafa Kafalı, Makaleler 1, s. 429, Berikan Yayınevi, Ankara, 2005
8*Öztürk Mustafa, 1616 Tarihli Halep Avarız-Hane Defteri, s. 255.
9* ERHAN AFYONCU  Türkmenler dokuz asırdır Halep’te – sabah.com.tr
10* Suriye’de Türk Varlığı”, Ankara Üniversitesi’nde 1987’de
11* Işıl Bostancı, “Halep Türkmenleri”, Fırat Üniversitesi’nde 1998 yılında
12* AYŞE HÜR Meğerse Suriye’de Türkmenler yaşarmış! 2014 radikal.com.tr
13* ZORUNLU GÖÇ/SÜRGÜN SÜRECİNDE SURİYE TÜRKMEN MİLLİ KİMLİĞİ, Miray VURMAY GÜZEL, TÜRK YURDU DERGİSİ
14* SÜMER, Faruk, Oğuzlar (Türkmenler), İstanbul, 1992.
15* Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu’nda Aşiretlerin İskânı, İstanbul, 1987.
16* HALAÇOĞLU, Yusuf, XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorlu’nun İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi, Ankara, 1991.
17* ŞAHİN, İlhan, “XVI. Asırda Halep Türkmenleri”, İstanbul Üniversitesi Tarih Enstitüsü Dergisi,
18* Mustafa Kafalı, “Suriye Türkleri I”, Töre Dergisi, XXI (1973), s. 32.
19* Türkmen Sancağı beği Murad Bey’e 11 Cemâziye’l-evvel 984 (6 Ağustos 1576)
20*Başbakanlık Arşivi
  1. Tahrir Defterleri: 68, 344, 372, 391, 397, 401, 418, 454, 491, 502, 1040, 1052 numaralı defterler.
  2. Mühimme Defterleri: I, IV numaralı defterler.
  3. Kâmil Kepeci Tasnifi, Ruus Defterleri: 211 numaralı defter.
21*. Kuyûd-ı Kadime Arşivi: 99, 179 ve 203 numaralı tahrir defterleri. II. Tetkik Eserler
22* XVI. Yüzyılda Suriye Türkmenleri / Yrd. Doç. Dr. Enver Çakar
23* Enes Demir, Yeni Belgeler Işığında, Vazgeçilmeyen Topraklar Misak-ı Milli, (Rakka, Telabyad, Resulayn, Haseke, Aynü’l-Arap, İdlip, Halep, Afrin, Azez, Cerablus, Deyr-i Zor, Sincar, Telafer, Zaho), Post Yayınları, İstanbul 2017.

24*Hubyar Sultan Ocağı ve Beydili Sıraç Türkmenleri - A.KENANOĞLU - İ.ONARLI Hubyar Sultan Derneği Yayınları  

25*Enes Demir, Bir Misak-ı Milli Toprağı: Menbic ve Tarihi, İdeal Kültür Yayınları, İstanbul 2017

26* http://www.datca-haber.com/yazarlar/aydin-balci/